KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

SELİMİYE

Hisarönü Körfezi

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:22-12-2017 19:26
Son Güncellenme Tarihi:22-12-2017 19:26

Yıl 1994. 1993 senesinde aldığım ilk teknem ile denizi, denizciliği öğrenme çabalarım hummalı bir şekilde devam ediyor. Konuyla ilgili ne yayın varsa alıyorum, okuyorum, bitince neredeyse bir daha okuyorum.

Nükhet Anadol’un kıyılarımızla ilgili rehber kitabını almışım. O zamanlar bu konuyla ilgili tek kitap. Bakmaktan, okumaktan sayfaları bağlayan ipler dışarı çıkmış.

Orta sayfalarda bir resim var ki beni oralardan alıp içine çekiyor.

Çeşme’deyim ve Selimiye denilen bir yerin rıhtımını gösteren hava fotoğrafına takılıp kalmışım. Buraya teknemle gitmeliyim ve daha farklı yerleri mutlaka görmeliyim.

Marinada çakılı ve takılı kalmışlara baktıkça da bu arzu iyice kırbaçlıyor beni.

İlk yıl Kuzey Egeyi dolaşıyorum. Ardından Güney Ege ve Akdeniz’e ineceğim.

Yıl 1995. Foça’da başlayan seyrim 3 ayda sindire sindire Marmaris’te son buluyor.

Akıldaki hedef; o hava fotoğrafının olduğu Selimiye. Tekneyi mutlaka o fotoğraftaki rıhtıma bağlamak.

Sonunda hayallerimiz gerçek oluyor ve Selimiye cennetine ulaşıyoruz.

Selimiye küçük bir yerleşim. İçinde sınırlı yiyecek içecek olan bir iki bakkal var. Lokanta sayısı da öyle.

Tekneler rahatça rıhtıma bağlanıyor. Deniz cam gibi, balıkların oynayışına şahit oluyoruz.

Deniz kıyısında bir kahve, ayni zamanda bakkal.” İstersen tekneyi kışın buraya bağlayabilirsin, yazın gelip alırsın” diyorlar.

Bu kadar güvenli ve bakir.

Kıyı şeridinde balıkçı evleri, yaşlı yüzlerde ve ellerde yılların derin çizgileri ile mutlu insanlar.

Kocaman adeta denizin içine kadar girmiş ağaçları, şirin evleri, rıhtım boyunca serilmiş balıkçı ağları ile tanıdım Selimiye’yi.

Yazı dizisine başladıktan sonra bu cennet köşemizi de ele alayım istedim. Hisarönü körfezinin güzel rüzgarı ile Selimiye Koyu ağzına kadar geldim.

Girişte birden kesen pupa rüzgarı, pruvanızı Selimiye’ye çevirdiğinizde her zaman olduğu gibi bu sefer sıkı bir orsa seyri yaptırıp, kıyıya kadar atıyor kayığı.

1995 yılını hatırlamaya çalıştım. Farkı, fark etmek pek zor değil uzaktan da, yakından da.

O köy gitmiş koca bir yerleşim karşılıyor bizi.

Her zaman olduğu gibi alargadaki yerimizi alıyoruz. Çünkü rıhtıma bağladığımız zamanlarda birden çıkan sağanaklar bu şekilde konaklamamın daha iyi olduğu tecrübesini yarattı bende.

Ayrıca; rıhtımın sessizliği, sakinliği yok olduğundan, kordon gezinme alanına dönen kıyı şeridinde kıçtan kara yapmak ta pek işime gelmiyor.

Tabi bir de rıhtıma bağlarsan da bir makbuz koçanı ile gelip, bağlama parası istendiği günlerin siniri daha üstümden gitmemiş. Gerçi bu uygulama kaldırıldı ama tedirginliği daha sürecek gibi.

Ben, Temmuz ve Ağustos aylarında pek girmem Selimiye’ye. Ne bileyim ona belki de  yakıştıramıyorum bu kalabalığı.

Keşfedilmiş, şimdi yıpratılmayı bekliyor ve bu hareket başlamış bile.

Gelenlerde şikayetçi, yaşayanlarda.

Bizim klasik huyumuz. Köylü köyünü beğenmez, şehir yapmaya çalışır güzelim beldesini.

Şehirli köye gitmek ister, kurtulmak ister şehir kargaşasından.

Ama gittiği köyde eksiksiz her şeyi ister şehirde olduğu gibi.

Yerleşirse alışkanlıklarını, yaşam şeklini de transfer eder.

Derken 2 bakkalı olan köye market zincirleri, ünlü pastaneler, kafeler, birbirinden farklı ve pahalı restoranlar, barlar derken, gider Selimiye Köyü gelir Küçük Selimiye şehri.

Tabi biz buna da razıyız ama gelen şehir, giden köyün alt yapısı ile kalmasa.

Ayrıca bir yeri şehirden köye dönüştürebiliriz ama şehirden köye asla.

Tüm bu çarpıklıkların doruk yaptığı bir sezonun son günlerinde görüntülüyoruz hüzünlü güzel Selimiye’yi.

Balık yok denecek kadar az, balıkçıları fotoğraf çekmek için arayıp bulmamız gerekiyor adeta.

Ortada kocaman bir iskele, kimin hangi kuruluşun işleteceği konusu bile mahkemede.

Ama ışıklandırma, dekorasyon, vitrin bir harika sezonda.

Tüm bu hareketler bittiğinde kapkaranlık, ıssız adeta terk edilmiş yorgun yıpratılmış bir belde kalıyor kışa.

Kapkaranlık yollar, derme çatma kapatılmış tesisler.

İşte hayallerimin Selimiye’sinin son hali, bana mı öyle geliyor bilemiyorum.

Kayıt cihazımı uzattığım yerlileri, beldenin aşığı müdavimleri de ayni kanaatteler gibi.

İlk olarak rıhtımın hemen arkasındaki sokaktaki küçük bahçeli evinde her sabah köy ekmeği pişiren Mete ailesine gidiyoruz.

Sunay Mete eşi Fatma hanım ve çocukları ile her sabah iki taş  ocakta ekmek pişirirler. Sunay Mete telefonla gelen siparişleri yetiştirmeye çalışır senelerdir.

Her gün olduğu gibi çok yoğunlardı. Söyleşi gerçekleştirmek zaman aldı.

Ocakta pişmeyi bekleyen ekmekler, tezgahın önünde müşteriler...

Selimiye denilince “Ah” diye söze atılanlar.

SUNAY METE

“Selimiye’de bizler eskiden balıkçılık ve tarımla geçimimizi sağlıyorduk. Zaman içinde tarımın yerini turizm aldı. Ben de kışın balıkçılık, yazın köy ekmeği satarak geçimimizi sağlıyorum. Selimiye yıllar içinde çok değişti, gelişti. Bu gelişim Selimiyeliye şimdilik mutluluk getirdi gibi göründü ama genelde mutsuzluk hakim bence.

Köyümüz, o köy olmaktan çıktı ve çıkmakta. Alt yapı yetersizliği her gün kendini gösteriyor. Kanalizasyon sisteminin olmaması, elektrik yetersizliği, sahil bandı karmaşası artık konuklarımız tarafından görünen ciddi aksaklıklar olarak bilinmekte. Kanalizasyon sisteminin olmamasından dolayı hem ek bir masraf hem de rahatsızlık veren görüntüler oluşuyor böyle bir turizm beldesinde.

İmar çalışmalarının da bir türlü gerçekleşmemesi sonucunda kontrolsüz yapılaşma ve büyümeye engel olunamadı. Konutlar ve tesislerin yapımında sıkıntılar yaşanıyor.

Selimiye’yi çok seviyorum ama devletin iş işten geçmeden tüm bu eksiklikler için bir an önce el atması gerektiğine inanıyorum.

Sunay Mete ile görüştükten sonra Sardunya restorana geçiyorum. Ferit Önsel’le buluşacağız.

Ferit bey deniz subaylığından genç yaşta ayrıldıktan sonra kendi işi kurup geliştirmiş bir deniz gönüllüsü.

Senelerdir tekne sahibi (SY/EDALI), denizle iç içe.

İngilizcesi çok kuvvetli ve deniz terminolojisine hakim. Coastguidetr.com sitesinin kuruluş aşamalarından beri birlikteyiz ve tüm çevirileri kendisi yaptı.

Ayni zamanda bir Selimiye aşığı. Bazen günlerce Selimiye’de kaldığı olur. Yine eşi ile gelmiş, iskeleye yanaşmış. Uyanmasını bekledik söyleşi için.

Dingin bir Selimiye sabahında bize Selimiye’sini anlattı.

Kendisini bu söyleşiden kısa süre sonra sonsuz maviliklere uğurladık. Çağın hastalığı bu hayat dolu deniz adamını da aldı bu dünyadan.

FERİT ÖNSEL

“15 yıldır Selimiye’ye teknemle gelirim. Selimiye sevdalısıyım. Bunun sebebi; insanlarının sakin, doğasının mükemmel olması.

Her ne kadar Temmuz ve Ağustos aylarında oluşturduğumuz kalabalıkla buraları kirletme gayreti içinde olsak ta, Eylül ve Ekim aylarında muhteşem oluyor. Yalnız Selimiye’deki yapılaşmayı anlayamıyorum.

Az zaman önce 1.000-1.500 nüfuslu belde, birden 3.000 nüfusa çıktı.

Yazın 7.500-8.000 kişi yaşıyor ve alt yapı yok, ya da seneler önceki kapasitesinde.

Kaçak-Göçek le bu hale geldi. Şimdi Büyük Şehir e  bağlanmasıyla inanıyorum ki bir denetim olacaktır.

Bu da bu güzel beldenin faydasınadır.

Bir denizci olarak belki ters gelebilir ama buraya yapılan büyük iskeleye karşıyım. Ne bir araştırma ne bir alt yapı olmadan gecekondu gibi yapıldı.

Zaten bir kış rüzgarın etkisi ile kopmuştu. Ben bu iskeleye tekne bağlayıp bırakan denizcilere şaşıyorum.

Bu ve benzeri yapılar yapıldığında, pis su deşarj üniteleri, arıtma tesisleri, tuvaletleri, banyolarının olması gerekir. Anlam veremiyorum. O güzelim koskoca doğal köy rıhtımı varken ne gerek vardı bu iskeleye. Burada segment öyle değişti ki, en büyük alışveriş zincirleri mağazalar açıldı.

İş işten geçmeden Selimiye’nin alt yapıya ve gerçek bir kontrole ihtiyacı var.”

Evet, kelimesi kelimesine doğru söyledikleri kaptanımızın.

İskeleye günlük ya da bir kaç günlük yanaşma genelde yapamazsınız.

Teknenizi bir iki günlüğüne burada bırakıp, önemli bir iş için gidemezsiniz. Çünkü iskele ne yazık ki senelik kontratlar yapmaktadır. Tamamen doludur. Bu yerler boş ta olsa o anda, sahipleri için rezervededir.

Dünyanın hiç bir yerinde olmayacak bu iskele uygulaması ne yazık ki Selimiye ‘de var.

Kontrat yapılmalı ama bizce; Kasım-Mayıs ayları arası için. Sezon için asla.

Ferit Önsel’den sonra rıhtıma kıçtan kara olmuş küçük bir tur teknesine biniyoruz. Zafer Kaptan bizi bekliyor.

Eski bir balıkçı. Balıkçı köyündeki balıkçılık geçmişini ve gelinen noktayı soralım dedik.

ZAFER YILDIRIM

“Selimiyeliyim. Geçimimi balıkçılıkla sağlarken 2005 yılında bölgede balığın bir anda bitmesi ile balıkçılık yaşamım son buldu.

O zamana kadar burada balıkçılar, bir kalamarla bile günlüklerini kazanabiliyorlardı.

Yanlış avlanma, avlanma yasaklarının yanlış zamanlama ile uygulanması bu işin sonunu getirdi.

Yazın balıklar daha derin ve serin sulara da kaçınca balıkçılık yapılamaz oldu. Lagoslar sinaritleri yakaladığımız denizlere gırgırlar girince tombikleri bile bulamaz olduk.

Balık bitince önce lokanta işine daha sonra günlük tur teknesi çalıştırmaya başladım.

Selimiye kalabalıklaştı.

Tur tekneleri de çoğaldı. Bununla rekabet ortaya çıktı ve adeta maliyetine bu işler yapılır oldu.

Marmaris tarafında kalkan tekneler koylarda gürültü ve görüntü kirliliklerine sebep oluyor.

Biz 10, bilememdin 15 kişi ile sakin huzur dolu bir tur gerçekleştirirken, sözünü ettiğimiz tekneler yüksek volümlü anons ve müziklerle adeta koyları  işgal ediyorlar. Yüzlerce kişi taşıyorlar ve kuralara uyulmuyor.

Ben Selimiye için tedirginim. Yollar yok, sahile dikey inen yollar yerine, insanlar restoranların içinden denize iniyor. Alt yapı çok kötü.

Kışın sokak aydınlatması adeta yok.

Yaz aylarında misafir araçları dar yollarda sağlı sollu park ediyor.

Bir düzenleme, yapılamıyor. Yer yok. Birden kalabalıklaştı Selimiye ama bu gelişmeyi kaldıramıyor.”

Selimiye’nin genç, konulara hakim, aktif bir muhtarı var. Evinin önünde yakaladık Şenol Deniz’i. Öğretmen eşi okuldan dönene kadar çocuğuna bakıyordu. Bir yandan fotoğrafını çekiyoruz, bir taraftan söyleşiyoruz. Zaman zaman çocuk sesi giriyor kaydımız içine. Yapılacak ve yapılması gereken çok şey olduğunu söylüyor Selimiye için.

ŞENOL DENİZ

“Deniz ve kara turizminde son yıllarda çok tercih edilen bir belde olduk. Alt yapı yetersizliği, denizin çok hızla kirlenmesine devletin bir an önce el atması gerekiyor.

Küçük Selimiye koyuna kocaman iskele hiç olmadı.

Bizim rıhtımlarımız varken bu iskeleye hiç gerek yoktu.

Kontrolsüz yapılaşma bizi etkiledi. Ahşap ve taş ağırlıklı yapıların olması gerekiyor. 2 yıldır yeni yapıya izin verilmiyor. Önümüzdeki yıllarda kontrollü Selimiye’ye yakışır şık yapıların yapılması beldemize yarar sağlar.

Bununla beraber, alt yapı yetersizliğinin acilen giderilmesi gerekiyor. Belde bu yoğunluğu kaldıramıyor. Selimiye doğal yapısını bozmadan önlem alınması şart.”

Tüm bu görüntüleri alıp kayıtları yaptıktan sonra iki günlük Selimiye ziyaretimizi bitirip topluyoruz demirimizi.

Selimiye’nin, iş işten geçmeden düzelmesini dileyerek açıyoruz yelkenlerimizi.

Hava yelken için çok elverişli. Komşu Symi adasına gideceğiz.

Rüzgar arttıkça artıyor deniz bindirdikçe bindiriyor ve çok hızlı geliyoruz adaya.

Selimiye’den çıktık Symi’ye geldik.

Farkı gördük, görmenizi istedik mukayese olsun diye. Kent kimliği bize “merhaba” diyor. Ne bir ağaç ne başka güzellik. Ama bir düzen, belirlenmiş yapı üslubu.

Ekonomik durumları ne olursa olsun bakımı bırakmıyorlar. Elektrik yok ama taşıma yakıtla jeneratör devamlı çalışıp adaya elektrik üretiyor.

Ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Bu çorak alanları, kayalıkları  turizm cenneti yapanların diyarındaki seyrimizi tamamlayıp ülkemize dönüyoruz.

Adeta akıntı ile Bencik Koyu’na giriyoruz. İşte cennet, işte tablo.  

O da ne güneş batmak üzere. Kıyıda satılan bir arazide yapılaşma fırsatı kollayanların bir konteynırı var. Bir yıldır gözlemliyoruz acaba ne olacak diye. Bekçisi ateş yakmış çöpleri temizlemek için. Ve büyük bir orman yangınından dönülüyor. Şaşkınlık içinde kamaradan kameralarımızı alana kadar botlarla koşanların yardımıyla söndürülüyor ateş.

Sözün bittiği yerlerde cennetin rotasındayız. Önümüzdeki yazımızda demirimizi nereye atsak acaba?

Kalın sağlıcakla.