KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

BYE BYE İSTANBUL

Orhaniye'ye Müzik Stüdyosu ile Göç

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:15-07-2019 17:54
Son Güncellenme Tarihi:15-07-2019 10:57

Levent ve Özge DEMİRBAŞ'ı seneler önce Martı Marinada tanıdım. 

Bulunduğumuz pontonda komşumuz olmuşlar bir kaç tekne ileride.

Tekne sahipleri ve marina çalışanları ile sıcak ilişkileri, deniz tutkuları, müzisyen olmaları farklı bir dostluğun başlamasına sebep oldu.

Çok iyi bakım yapılmış 1982 Gibb Sea 37 tekneleri, Orhaniye Köyü içinde alıp yaşadıkları evleri, hatta onun bahçesindeki müzik stüdyoları ile genç yaşta

buraların insanı olmaya başlamışlardı.

Bu tutku geçicimi, kalıcı mı zaman gösterecekti.

Öyle ya, çok gelen, geldiği gibi geri dönenlere defalarca şahit olmuştuk.

Ama onlar iyice kökleştiler, üstüne akrabalarını da buraya taşıdılar zaman içinde.

Köyün içinde ağaçların arasında bir ev, onları teknelerine  taşıyan patika yol İstanbul’dan sonra mütevazı yaşamlarının merkezi olmuştu.

Levent, İstanbul’da ses mühendisliği yapmakta, müzik albümlerinin kayıtlarını, miksajlarını gerçekleştirip son halini ortaya çıkartıyordu. 

Özge, gıda mühendisi, İstanbul’da beslenme uzmanlığı yapıyordu. 

Son dönemlerde de Levent’in işlerine yardımcı oluyordu stüdyoda. 

Organizasyonlar, etkinlikler, ticari ilişkiler...

İş yaşamları gittikçe yoğunlaşmakta yapılacaklar, 24 saate sığmamaktaydı. 

Koş, koş, koş. 

Çalış, çalış, çalış.

İş yoğunluğumuz bir müddet sonra buralardan gitmemizi söylüyordu.

Her yıl Orhaniye’ye gelip ev kiralar, uzun süre buralarda kalırdık.

Zaten çalışırken de aklımız  denizde ve buralardaydı.

Bir müddet sonra 3 günlüğüne geldiğimiz Orhaniye de bir ay, iki ay kalmaya başlamıştık. 

Sonunda 7 ay kaldığımız zamanlar oldu ve... 

Müzik piyasası 2013 yılında krize girdi. 

Bizde bunu Orhaniye’ye göçmek, denizlerde olmak için fırsata dönüştürmeye karar verdik. 

Zaten müzik piyasası çökmüş, önümüzü göremiyorduk artık. 

Stüdyoyu 2 sene sonra belki kapatırız derken sistemi buraya aktarmaya karar verdik.

2011 yılında alıp Fenerbahçe marinada tuttuğumuz tekneyi hazırladık.

Orada tekneyi revize ettiğimiz zannettik ama iskelede yaptığımızın denizde uymadığını seyre çıkınca anladık.

Denizde başlayan problemleri denizde bitirdik.

    

Levent Denizcilik Okulu elektronik bölümü mezunu ama yelkenle hiç tanışmamış.

Yelkenli tekneleri ile 9 günde İstanbul’dan Orhaniye’ye maceralı bir şekilde gelmişler.

Kuralları biliyorduk, eğitim almadık. 

Deneme yanılmayla, bedelini ödeyerek geldik Orhaniye’ye.

Teknemizi marinaya bağladık ve satın aldığımız köy içindeki evle tekne arasında yaşamaya başladık.

Bu düzen zamanla hoşumuza gitmişti ve alıştık.

Sıra İstanbul’dan tamamen kopmaya gelmişti.

Oradaki evimizi sattık.

   

Stüdyoyu da bir tıra yükleyip “By By İstanbul” dedik.

Stüdyomuzu İstanbul’daki tüm koşulları, hatta dünya teknolojisinin en son şartları ile buraya kurduk.

Stüdyo kurma işi, Levent’in başka bir uzmanlık alanı ve İstanbul’da da bir çok stüdyo kurmuş.

Buraya nakletmeleri, kurmaları zor olmamış.

Hatta zevk alarak kurmuşlar. 

Kapıda tavuklar, bahçe duvarının arkasında inekler...

   

İzolasyona bu tür stüdyolarda çok önem veririz. 

Burada nasıl olsa köy yerindeyiz dedik ve izolasyonu hafife aldık.

Sonunda hata yaptığımızı anladık; horoz sesleri kayda giriyordu.

Bunlar ,işin lezzeti oldu bize.

 

Özge’nin mesleği,  burada da en rahat iş bulunacak yapılacak bir meslek. 

Bölge turistik tesislerle otellerle  dolu. 

Gıda mühendislerini mecburi istihdam etme durumları var. Tabi 6 ay mühendis bulmaları, onları 6 aylığına buraya taşımaları zor. 

Ama o buna rağmen mesleğini sürdürmemiş. 

Ne mi yapıyor?

Ben 12 senedir doğa sporları yapıyorum. 

Karya yollarında yürüyorum. 

4 sezondur da 509 kilometrelik Likya yollarını 3 kere yürüyerek bitirdim.

Şimdi kendi ekibimi oluşturup onları yürütüyorum.

25.000 üyelik bir yürüyüş gurubumuz var. 

Buradan gelen talepler doğrultusunda amatörce yürüyüşler organize ediyoruz.

 

Onlara göre teknenin işinle uğraşmak denize zaman ayırmaktan daha uzun sürüyor. 

Özge çoğu zaman teknede kalıyor. 

Kış veya yaz yok onlar için.

Özge Nisan Ayını çok seviyor; soğuk deniz, sakin ortam Levent, sıcak denizi sevdiği için Ekim Ayını tercih ediyor. 

Hatta Kasım ayı bile güzel. 

Deniz Aralık ayına kadar güzel.  

Sakin ılıman. 

Karaya çıkıp gezebiliyoruz çevrede.

Tüm körfez, koylar bizim.

    

Peki uyum sağladılar mı, mutlular mı, oradaki kazancı burada elde edebiliyorlar mı?

İstanbul’dan çıkıp işinizi burada sürdürmenin dezavantajları da var, avantajları da.

Şehirde yaşarken o kaosun içinde bazı şeyleri göremediğimizden, kendi standartlarımızda düşüyor.

Burada biraz  seçici oluyoruz. 

Her albüme atlamıyoruz. 

Sanatsal yönü ağırlıklı, daha detaylı çalışmalar içindeyiz.

Burada iş kalitesi yönünden İstanbul’a göre daha iyiyiz. Zaten olması gerekende bu.

    

Orada sistemin kölesi iken, burada seçici olabiliyoruz.

Tabi bu keseye yansıyor ama psikolojik olarak artısı daha fazla.

Ama zaman içinde şunu da gördük; burada gelir azalırken, giderde azalıyor.

Hele bir bayan olarak çok avantajlı. 

 

Özge’nin annesi ve teyzesi de buraya yerleşmiş. 

Kira olarak İstanbul’un yarısını ödüyorlar. 

Gıda alışverişleri İstanbul’dan farklı değil ama ihtiyacınız olmayan kalemler fazla. 

Örneğin giyim fazlası gibi.

Bir iki elbise ile yazı geçiriyorsunuz.  

Kuaför yok, kafeterya restoran herkesin evi, teknesi.

Yakıt az tüketiliyor. 

Ev de ekmeği bile yapıyoruz.

Gıda çeşidi pek fazla yok.

Pazara ne gelirse onun alıyoruz.

Marketler pahalı idi ama bu yıl zincir market açıldı, fiyatlar dengelendi. 

Yine de yazın yüksek oluyor.

Özge sportif faaliyetlerin dışında yeni bir meslek edinmek için eğitim alıyor.

Burada mesleğinizi değiştirebiliyorsunuz.

İstanbul Üniversitesinde 2. Bölümüm. 

Coğrafya okuyorum. 

Mezun olunca köydeki okulun derslerine girmek istiyorum.

 

Söyleşimizi Orhaniye Koyunda demirde olan teknelerinde sonlandırırken, son olarak söylemek istediklerini soruyorum.

Bizce maddiyat, sağlıktan daha önemli değil. 

Yıpranmıştık.

Şimdi, İstanbul’daki 7-8 seneyi kayıp olarak görüyoruz.

Keşke daha önce gelseymişiz.  

Şunu da ifade edelim; bu da beklentiye bağlı. 

Aradığını bulamayıp hüsrana uğrayan bir çok kişiyi de gördük  buralarda.

    

Son olarak şunu söylemek isteriz;

Bize özenip  gelip, hayal kırıklığına uğrayanlara da kefil olamayız.