KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

BOZBURUN

Burayı Bozmayalım Bari

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:21-07-2019 22:52
Son Güncellenme Tarihi:22-07-2019 09:25

Orhaniye Martı Marinadan çıktık yola. Mükemmel bir Hisarönü rüzgarı marina çıkışında doldurdu yelkenlerimizi. Önce kuzeyden sonra batıdan esen

klasik rüzgarı ile Atabol Kayasını bordalayıp, pruvamızı Bozburun’a çevirdik. 

Hisarönü Körfezindeki orsa seyrimiz, pupaya dönüştü Yeşilova Körfezinde. 

Bozburun’a gidiyoruz. 

İlk olarak bölgenin muhteşem koyuna, doğal limanına, cennetine gidiyoruz; Ada Boğazı. 

Cennete, sığ alandan türkuaz sulardan geçiyoruz.

Çok yoğun bir tekne trafiği var. Guletler, motor yatlar, yelkenliler kıçtan kara olmuşlar.

   

Günlük tur tekneleri sığlık alanda demir atıp, alırlar konuklarını serinletmek için.

Gözlerimiz eski sakin günleri ne yazık ki göremiyor buralarda. Bağlanacak yer yok diyebilirim.

Bu sezon tüm koylarımızda benzer yoğunluğa şahit olmaktayız.

   

Denizlere kavuşan tekne sayısındaki artıştan daha çok karşı adalarda Yunanlıların yeni başlattığı vergi uygulamaları buna sebep olmakta.

Artık o adalar dövizin yükselmesinin yanında, giriş çıkış ve konaklama işlemlerindeki yeni Yunan vergi uygulamaları ile bizlere çok pahalı mevkiler olmaya başladı.

Zaten oralarda da Türk tekne sayısında ciddi bir düşüş söz konusu.

Bizim cennetimizde bu kadar demir atma, alma olunca da o berrak sular azıcıkta olsa bulanmaya başlamış.

Bizde tam demirimizi atalım derken bir piyade teknesi yanaşıyor yanımıza.

   

“Koltuk alayım mı?”. 

Al tabi. Şimdi botu indir  ya da yüz, olacak şey mi? 

Demirimizi atıp, sağlama alıyoruz kayığı. 

Cennetteyiz artık, motor stop. 

Cennete gelirde insan, bekçisiyle konuşmaz mıyız?

Mehmet kaptan burada tüm teknelere yardıma koşar, kumanya eksiklerini de tamamlar. 

Elinde olmayanları da ısmarlarsanız sabah getirir merkezden. 

Biz de röportaja, Bozburun’u tanımaya ondan başlayalım istedik, püfür püfür esen Ada Boğazında.

MEHMET DURSUN

“Doğma büyüme Bozburunluyum. 

Esas mesleğim kalafatçılık. 

Yaz sezonunda Ada Boğazı mevkiinde teknelerin yanaşmasında denizcilere yardımcı oluyorum. 

Bahçemde yetiştirdiğim badem, ada çayı, kekik, domates biber gibi ürünleri yatlara satmaktayım. 

4 ay burada sabahtan akşama kadar çalışırım. 

Bunun dışında tersane de kalafatçılık yapıyorum. 

Kalafatçılık eskisi gibi değil ama yine de yapa biliyorum. 

Biraz sonra tersaneye gidip, İstanbul’dan gelen bir teknenin kalafatını yapacağım. 

Yaz aylarında işte bu cennette yaşıyorum. 

Bulunduğumuz mevki, adeta doğal liman. Sezon, Mayıs ortasında başlayıp Ekim ayı sonunda biter. 

Bozburun çok gelişti. 

Doğup büyüdüğüm bu topraklara denizlere aşığım.”

Serin geceden sonra sabah kıçtankara olmuş teknelerin arkasında bir saatlik yüzüşümü tamamlıyorum.

Gerçekten sık aralıklarla onlarca tekne bağlı karaya. 

Hepsinin halatlarında farelikler var.

Fare bu mevkiin en dikkat edilmesi gerekeni. Bir çok tekne buradan ve Kiseli Ada dan davetsiz misafirler aldı ve almakta teknelerine. Ne yazık ki karaya

atılan çöplerin ve özellikle buralarda doğaya bırakılmış keçilerin beslenmesi için su ve yiyecek bırakıyor sahipleri Bozburun’dan gelip.

Böyle olunca da malum son. Bozburun belediyesi adaya kediler bile attı ama...

Kahvaltı sonunda demiri toplayıp, önce tersaneler bölgesine gidiyoruz. 

Nerden nereye gelmiş, çekek yerleri. 

Tekneler imal ediliyor, bakımları, onarımları yapılıyor.

   

Ardından Bozburun merkeze atıyoruz demirimizi, alargaya. Eskiden olsa bayılırdık bağlanmaya. 

Nedense son yıllarda bağlanmaz olduk, bağlanmaktan mümkün olduğunca kaçar olduk. Daha özgür mü hissediyoruz kendimizi ya da paramız

cebimizdemi kalsın istiyoruz.

   

Bozburun balıkçı barınağı fiyatları son yıllarda marina fiyatlarını aratmıyor. Türkiye’nin en pahalı barınağı diyebiliriz.

Tonoz yok, demir atıyorsunuz. Tam bir çile. 

Çapariz olmadan ayrılanı kutluyorlar neredeyse.

Dar limanda mutlaka demirler bir birine giriyor.

Duş yok, tuvalet yok ama bağlanmak....

Su almak, atık atmak için bile yarım günlük bağlama parası talep ediyor yetkililer.

Bu ve benzer barınaklar balıkçı barınağı olarak geçmekte. Yönetimi balıkçıların.

Gelin görün ki denizlerimizi getirdiğimiz durumdan sonra, balıkçı kalmadı deryalarda. Her barınakta aktif balıkçı sayısı yok denecek kadar az. Hatta

bazılarında yöneticilerin denizle bile ilgisi yok. 

Buraları kullananlar yatlar ama yönetimler balıkçılarda.

Zamanında doğru olarak çıkan yasa bu gün için gerçekçi değil artık. Zaten devlet balıkçıların işe

yaramaz teknelerini zaman içinde iyi bir bedelle kendilerinden satın almış. Herkes balıkçılığın bittiğini kabul etmiş.

Bu barınaklardaki uygulamayı anlamak mümkün değil.

Amatör denizcinin yaşam hakları yavaş yavaş elinden alınıyor ne yazık ki.

Üzücü olan buna en iyi ayak uyduranlarda belediyeler, barınaklar.

   

Bizde botla barınağa iniyoruz ve görüntüleri alıyoruz.

Yeni yüzü ile ve bilenleriyle söyleşi randevularımız var. 

Senelerdir bakir diye bildiğimiz beldede bakirlikten eser yok, çok kalabalık artık.

Eskiden burada yaşayan çok az sayıda insan karayolu yetersizliği sebebiyle, ürettiklerini, çıkardıkları süngerleri farklı deniz yollarıyla Marmaris’e götürüp

satarlarmış.

Buraların turizme açılmasıyla halk tekne üretmeye başlamış. 

İş iyice büyüyünce yatırım ve işletme amaçlı tekne inşa işi hızlanmış. 

Tekne maliyetleri çok büyük olduğu için Bozburun yerlisi bu üretimin finansmanını sağlamak için ellerinde bulundurdukları arazileri satmaya başlamışlar.

Bu sebeple dışardan gelen bu insanların sayısı artmaya başlamış.

Bozburun’un havası çok güzel, nem oranı düşük. 

90-100 yaş arası bastonsuz gezen insanlara sıklıkla rastlamanız mümkün.

Buraları denizden gelen insanlar keşfetmiş, şimdi de denizden gelen insanlar şenlendiriyor, ekonomisine katkıda bulunuyor.

Burada diziler, filmler çekildi, belgeseller yapıldı. Basında sıklıkla yer aldı ve Bozburun markası ünlenmeye başladı. 

Çok güzel butik otelleri var. 

Denizci insanların kenti. 

Rahmetli Mustafa Koç hemen hemen her hafta buraya gelirmiş. Defalarca şahit olmuştuk Erdal İnönü devamlı buradaydı.”

   

İlk olarak çiçeği burnunda bir Bozburun’lunun yanına gidiyoruz. 

Okan bey yeni yerleşmiş Bozburun’a, aile hekimi. 

Neden mi gelmiş? Kendisine sorduk.

OKAN OKUMUŞ

“Aile hekimiyim, artık Bozburun’a yerleştim. 

Çocukluğum hep deniz kıyısında geçti. 

Fakülteye girdikten sonra bu güne kadar denizden uzakta yaşadım. Tam 20 yıl. Eskişehir’de okudum, Ankara’da çalıştım. 

Böyle bir fırsat bulunca koşa koşa Bozburun’a geldim. 

Buranın iklimi, yeşili, havası çok başka. 

Bozburun Ege ile Akdeniz’in tam birleşme noktası. 

Sakin, Türkiye’nin en güzel kıyılarından biri. 

Halkı burada hizmet verenleri seviyor, sahip çıkıyor. 

Yarımada da 3 aile hekimi var. Sağlıkta 112 servisi aktif. 

Yaşayan çok nüfus yok. Hekim olarak bana ait 4.000 kişi var.

Burada büyük yerleşim yerlerine göre eksikliğini hissettiğimiz şeyler mutlaka var. Zaten bu eksiklikler olmasa bu güzelliklere sahip olamayız. 

Yapılaşma makul düzeyde, suyu temiz, kolay ulaşımın  getirdiği kalabalık yok.

Kara yolunun Marmaris’e uzak ve virajlı olması buranın bakir kalmasına sebep olmuş. Burada mesleki anlamda yapabileceklerimi yapıyorum denizden de

azami derecede yararlanıyorum.”

   

Bu kez seneler önce tanıdığım bir Bozburun’lunun yanına gidiyorum. 

Salih Taşkın Bozburun’un uzun yıllar Belediye Başkanlığını yaptı. Çok zor günlerde, kısıtlı imkanlarla çabaladı, şahit olduk. 

Balık çiftliklerinin bölgeden kaldırılması için verdiği mücadele ile tanıdık. 

Denizcilik lisesi ve gümrük açılması, rıhtım inşası ile devam etti çalışmalarına. 

1995 yılında denizden ilk olarak gelmiştim Bozburun’a. 

Tekneyi bağlar bağlamaz Ankara’dan aradılar. 

Hem çekim, hem tiyatro provası. 

Kapadık tekneyi, toplandık döndük. 

Marmaris’e gidecektik, Ankara’ya kısmet oldu. 

Bir ay sonra fırsat bulup, sanatçı arkadaşım Hakan Boyav’la tekneyi Marmaris’e geçirmek için geldik. 

Bir aydır barınakta bağlı olan teknenin bağlama bedelini sorduk. “Uzun zamandır kalmışsınız, en iyisi başkana sorun” dediler. Gittik sorduk. 

“Memur musunuz?” dedi. 

“Halimiz den belli mi oluyor mu?” demedik. 

Sadece “evet” dedik. 

“Borcunuz yok misafirimizsiniz o zaman dedi”. 

Sembolik bir ücret aldılar o kadar.

O günlerde denizciye böyle davranılıyordu, bu gözle bakılıyordu. İşte o başkanla konuşmaya gidiyoruz şimdi

(Para almadı diye çok mu parlattık, ne dersiniz?)

SALİH TAŞKIN

“Bozburun’da 1992-1999, 2004-2009 yılları arasında 12 yıl belediye başkanlığı yaptım. 

Bozburun nereden nerelere geldi. 

Türkiye’nin bir ucunda olduğu için burada hizmet almak, hizmet vermek çok zor. Tüm bunları aştık. 

Her şey zaman içinde oldu. Ekonomik olarak zengin bir yer olmamıza karşın bir banka şubesini zamanında 1,5 yıl zor yaşattık. 

Şimdi tüm bankaların bankamatikleri mevcut. 

Ulaşım çok zordu, şimdi bu sorun çözüldü.

Büyükşehire bağlı olarak hizmet almak şimdilik zor ve yavaş ama bir beş yıl sonra bu sistem oturabilir. 

Beldelerin alt yapısı yok, kanalizasyonu yok. 

Ne zaman yapılacak belli değil.

1995 yılında bu limana yanaştığınızda tekne sayımız 50-60 idi, şimdi 150. 

O zaman teknelerin uzunluğu 18-20- 22 metre idi, şimdi 35-38-42 metre. 

Biz turizm rekabetine girdik artık. 

En önemlisi de eskiden olduğu gibi şimdi de bu tekneleri kendimiz imalat ediyoruz Bozburun’da. 

142 metre boyunda ahşap tekne imalatı bile yapılmakta. 

Çekek yerimiz yoktu. Bu yıl çekek yerlerimize 105 tekne karaya çekilmiş. 

O zamanlar kaptan arardık etraftan, şimdi 200 kaptanımız 300 gemicimiz var.

Gemicilerin ellisi kadın. 

O zamanlar tekneler  alargada kalıyordu. 

Şimdi tüm teknelere yetebilecek rıhtım var. 

Kıyı derinleştirildi, 40 metrelik tekneler yanaşabiliyor.

Marmaris ve Datça da gümrük kapıları olmasına karşın, Bozburun’da da gümrük kapısı açtırdık. 

Datça’dan daha çok kullanılıyor bu kapı. 

Tüm bu koylarda beş binin üzerine tekne hareketi var. 

Sebep olarak ta denizimizin sade ve temiz olması, nem oranımızın düşüklüğü, dip yapısının güzelliği diyebiliriz.

Burada denizcilik meslek lisesi açtık. 

Türkiye de 2000 nüfuslu bir yerde Gümrük ve Denizcilik Meslek lisesi açılması bir ilktir.

Yatak sayımız 100-150 idi ve küçük işletmelerdi. 

Şimdi 1500-2000 civarında çok kaliteli yatak kapasitesine ulaştık. Öyle 50-100 TL ye yatılan yerler değil. 

Boydan boya butik oteller açıldı. 

Yerli ve yabancı misafirlerimizi gururla ağırlayacağımız kalite düzeyinde.

Büyük market zincirleri buraya girdi. 

Her şeyi bulabiliyoruz. Yakıt istasyonumuz yoktu, şimdi yatlara servis yapılıyor, benzinlik var. 

PTT bankamızda var.”

Başkan bunları dedi ama düşünerek yörüyorum.

Bu butik oteller, beach işetmeleri, renkli şezlonklar, tüllü çardaklar doğal Bozburun’u başka yerlere benzetip yerel özelliğini kaybettirmesin.  

Pansiyonların, plajların olduğu o doğal günleri aramayalım.

Şimdi Bozburun Yat Kulübüne gidiyorum. Edhem ve Zeynep Dirvana işletiyorlar. 

Süleyman-Zeynep Dirvana seneler önce keşfetmişler bu coğrafyayı. 

Görmedikleri yer kalmamış kıyılarımızda. 

Ama onlar buraya yerleşmeye karar vermişler. 

Oğulları Edhem, 2008 yılından itibaren buraya yerleşmiş ve işletmeye başlamış.

Edhem Dirvana çok başarılı bir yelkenci ve yelken antrenörü. Ülkemizi uluslararası yarışlarda başarıyla temsil etmek için harcadığı çaba takdire değer. 

   

Burada yatçılara hizmet veren muhteşem tesislerinde yelken eğitimi de veriyor. 

Her yer Prof. Süleyman Dirvana’nın kitapları, denizcilik anılarıyla bezenmiş. 

Bir birinden farklı konutlara teknenizi tesissin iskelesine bağladıktan sonra gidebiliyorsunuz. 

Biz de sorduk; Neden Bozburun? Niçin? Nasıl?

EDHEM DİRVANA

“Bozburun’a geliş sürecimiz, babam ve annemin kendilerine sakin bir yer aramaları ile 1970 yıllarının sonlarına doğru başlıyor. 

Tüm Türkiye kıyılarını gezip, buraya yerleşmeye karar kılıyorlar. Bu kararda annemin de etkisi büyük. 

Yelken meraklısı olan babam rüzgarına, annem suyun temizliğine hayran kalıyorlar. 

Burada küçücük bir evde Robinson Crusoe  gibi yaşıyorduk senelerce. 

Her yıl teknemiz Seddülbahir ile gelip yazlarımızı Bozburun’da geçiriyorduk. 

İlerleyen yıllarda sürekli yaşamaya başladık.

Bizimkiler 1996 yılında buraya yerleştiler. 

   

Ben de 2008 yılına kadar gerek eğitim gerekse iş hayatım sebebiyle yurt dışı ve içinde çalıştım. 

2008 yılında yaşam tarzımıza uygun olan bu yere yerleştim.

Bodrum ile Göcek arasındaki bu köşeye-içine de bir kaç Yunan adasını aldığınızda-dünyanın en güzel yatçılık havzası diyebiliriz. Bu işi bilenler, bunu

kabul ederler. 

   

Dünyada ün yapmış bir çok yatçılık havzası yanında buraların bakirliği, iklimi, coğrafi artıları, korunaklı lığı artı olarak ortaya çıkıyor. 

Bizlerde bunu doğru kullana bilirsek çok daha güzel noktalara geleceğiz.

Kullanmak, kıymetini bilmekle oluyor. 

Bizim kuruluşumuz gibi örnek kuruluşlar var . 

Bir trend oluştu ve yaygınlaşıyor. 

Bizim şirketlerimiz denizcilerle iyi iletişim kurabilen, konuklarına taze organik ürünler sunabilen, güler yüzlü işletmeler. 

Fransa sahilinde bunu yapamazsınız. En basitinden iklim müsait değildir.

Yat turisti en çok gelir bırakan turist gurubudur. Bu gurup yaşamı seven, hayattan keyif almayı bilenlerden oluşur. 

Farklı lezzetlerin, farklı yaşamların peşindedir. 

Popülerleşen bu coğrafyayı çok iyi korumak gerekiyor. 

Bizden sonraki nesillere bu emaneti güzel bir şekilde devretmeliyiz.

Bozburun’da son yıllarda aşırı yapılaşma oldu. 

Bu tabi ki herkesin en doğal hakkı. Ama bunu tabiatı koruyarak kontrollü yapmakta fayda var. 

Bir mimari ahenginin mutlaka olması gerek. 

Çok kıymetli bir coğrafyadayız, bunu yok etme lüksümün olmaması gerekiyor.

Bozburun denizinden balık çiftlikleri gitti ve deniz kendini temizledi. Ama ne yazık ki bu beldede kanalizasyon sistemi hala yok. Arıtma yok. Depolardan

vidanjörle alınan sıvı atıklar nasıl alınıyor, alınıyor mu belli değil. 

Bu  çok tehlikeli. 

Biz tesisinde arıtma kuran ilk işletmeyiz. Tabiatın bu güzelliğinde para kazananların tabiata daha çok önem vermesi ve koruması gerekiyor.”

Evet sevgili deniz severler sizlerle Bozburun’a geldik, tanımaya tanıtmaya gayret ettik. 

Şimdi demirimizi başka limanlar için alıyoruz derken demir guletlerin çok uzun attıkları demirlere takılmaz mı? 

Senelerdir kuşanmadığım dalış takımına iş düşüyor.

19 metreden çapaların flörtünü bozup, benimkine “dön oğlum zincirliğine, bu kadar yeter” diyorum.