KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

GÜMÜŞLÜK

Bodrum Yarımadası Batı Yakası

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:12-11-2017 09:36
Son Güncellenme Tarihi:12-11-2017 09:36

Değerli okurlarımız, bundan böyle belli aralıklarla denizlerimizden, kıyılarımızdan farklı mevkilerden gözlemlerimizi, görsellerimizi ve yaşamdan kesitleri sizlerle paylaşalım istiyoruz.

Portalimizdeki ilk yazımızda Güllük Körfezi ve Bodrum yarımadası seyirlerimizi takiple, Gökova Körfezine yol tutarken Gümüşlük’te soluklanalım dedik.

   

www.coastguidetr.com  rehber sitemiz için Güllük Körfezi çekimlerini gerçekleştirirken istedik ki bu bölgeden bir örneği de sayfalarımıza aktaralım, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı paylaşalım.

   

İnanın her liman  her koyda bu düşünce içindeydik. Ama ne yazık ki cennetle ilgisi olmayan mekanlara şahit olduk.

Gerek görsel, gerek yazılı mecralarda defalarca sorun olarak paylaştığımız Balık Çiftlikleri gerçeği sorunu çığ gibi büyümüş, katlanarak dünya cenneti Güllük Körfezi’ne çökmüş.

Devletin Balık Çiftliği esaslarını geç belirlemesi, kontrolsüz yaygınlaşma, cılız tedbirler ve ne yazık ki tüm bunların hala kontrol edilememesi cenneti cehenneme çevirmeye yetmiş.

   

Sitemizde Güllük Körfezi olarak izleyebileceğiniz video cenneti tanımlarken, tahlillerini göstermediğimiz su yapısı benim bu satırları yazmama sebep oldu.

   

Hep bir umut taşıdık, bekledik ama boşuna beklediğimizi gözlerimizle gördük ne yazı ki. Kimse bir şey yapamıyor.

Çekim için Torba Türkbükü arasında girdiğimiz Demir Liman da ilginç bir olayla karşılaştık. Çekimlerimizi sürdürürken bir bey yanımıza gelerek “Balık Çiftliği gerçeğini” görüp görmediğimizi sordu. Biz de konuyla yakından ilgili olduğumuzu, olumluya değil aksine olumsuza gidişin bizi de çileden çıkardığını ifade ettik.

Gerçekten beyin büyük arazisinin olduğu Demir Liman önlerinde de balık çiftliği bulunmaktaydı. Peki “Siz ne yaptınız bu konuda?” diye sorduğumuzda, “Cumhurbaşkanımız benim dostum defalarca söyledim, şimdiki Başbakan(2015 Ağustos) eski kiracım, anlata anlata bitiremedim, dinlediler, tamam dediler. Ama yine bir gelişme yok diyordu.

Adı bizde saklı tanınmış iş adamını soyadını söylediğinde tanıdık. Devlete, yönetime bu denli yakın kişiler bile bu sorunun çözülmesinde etkili olamıyorsa, söyleyecek söz bulamayıp topladık demirimizi temiz sulara geçmek için.

Sular Gündoğan’da normale döndü. Çekim yapa yapa geldik Gümüşlüğe.

Marifet gibi anlatıyorum ama gerçekten yaz aylarında Gümüşlüğe gelmek cesaret işi.

Tekne bağlayacak ne taş ne de demirinizi atacak güvenilir bir mevki bulmak zor. İçeri girince çaresizlik kendini gösterdi. Tekne salınımları, rüzgar yön farklılaşmalarını beynimiz çözemeyip sinir katsayısı tavana yaklaşırken, demirde duran bir motor yatın kaptanına selam verdim. Ondan  selama karşılık en ufacık bir karşılık yok.

Israrla selam veriyorum, kollarımı sallıyorum, inat ettim. Başını çevir, öne ey hepsine razıyım. Adeta yüzüme baka baka selamımı almıyor. Bu konu ile ilgi son aylarda karşılaştıklarım bardağı doldurmuş, bu kaptan da son damla olmuştu.

Gerçekten bir birine selam vermeyen, yanıma demir atmasın yüz vermeyim nereye giderse gitsin diye bakan yeni deniz aracı sahiplerinden de değil adam,  senelerin kaptanı.

Sonunda dayanamadım; “Kaptanım tanrının selamını verdim ellerimle, görüntünü kirlettiysem özür dilerim” dedim. Kaptan kör ve sağır değilse bir yanıt verir elbette diye beklerken, utanmış olsa gerek “On dakika sonra demir alacağım, bekle, buraya demir atabilirsin” demez mi. Şaşkınlık, gizli sevinç, demir yeri bulmanın mutluluğu. Menfaat dünyası, selamı sabahı unutup demir atmaya hazırlandım.

   

Çok severim Gümüşlüğü çok, yoğunluğunu anlatmak istedim.  Arkadaşlarım, çevrem de hayrandır buraya ve genelde bu bölgede yaşarlar.

Şöyle uzun süreli kalamam bir girer bir çıkarım her seferimde, her yerde olduğu gibi. Tadı damağımda kalır.

Berberi, kahvesi pahalı olmayan bir iki lokantası, iskelesi, adası, caz kulübü, kilisesi, bağları ve şarabı ile bir başkadır Gümüşlük benim için.

Son gittiğim de kalabalığı filtre edip yazıyorum  bu satırları.

Özel Koruma Alanı içinde olmasının da etkisi çok bu Cennetin bozulmamasında.

Aksi halde sevgili müteahhitlerimiz, Bodrum’un  bir çok yamacına yerleştirdikleri asri kabristan görünümlü sitelerini buralara da oturturlardı.

Gerçi onlarda haklı uzaktan Bodrum bölgesine yaklaşırken hala boş arsalar, araziler görünüyor. Hele oraları da beyazlaşsın görüntü mükemmel olacak.

Bembeyaz taş blok şeklinde Bodrum yarımadası.

   

Neyse uzaklaşmayalım o şirin çay bahçelerinin bir birinden güzel restoranların, tarihi yapıların ve püfür püfür esen rüzgarıyla, Gümüşlüğe bakalım.

Gümüşlük yaşayanları ile, onu seven ve sahip çıkanları ile tılsımını korumaya devam ediyor.

Şimdilik ince bir çizginin üstünde, Üstündeyken inceleyelim dedik.

Onu, sevenlerine, yaşayanlarına sorduk. Önce denizin neredeyse içinde demirimizi attığımızda tam karşımızda duran kıyıdaki berberine sorduk.

Senin için Gümüşlük ne ifade ediyor.

   

HAKAN KIRIK

(Berber)

“15 yıldır denize 3 metre mesafedeki dükkanımda berberlik yapıyorum. Denizle iç içeyim. Müşterilerimin çoğu denizden geliyor. İyilik te denizden kötülükte. Kış aylarında kuvvetli batı estiğinde, dalgalar dükkanın içine giriyor. Yapacak bir şey yok.  Ne demişler; ”Suyla Ateşin Önünde Durulmaz”. Böyle günlerde iş başa düşüyor, temizlik başlıyor. Dünyanın en güzel yerinde sevdiğim işi denizin adeta içinde yapıyorum. Bu harika yeri korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Bodrum’un başka yerlerine benzememesi gerekiyor. Yapılaşmamanın olmaması da en büyük şansımız.”

Ardından meşhur kahvesine gidiyoruz Gümüşlüğün. Sade yaşamaya çalışanların canlı mekanı. Sezon boyunca denize ayağını sokmadan burada oturup taş oynayablar da az değil. Sabah çayını bu mekanda içmeden güne başlayan lar da. Burada opera dünyasından tanıdığımız Tenor Yavuz Öztürk’e rastlıyorum. Zaten ne zaman gitsem de oradadır Yavuz, Gümüşlük aşığı. Masada esnafla, Gümüşlük eşrafı ile oturmuş briç oynuyor. Büyük operaların, kocaman rollerinin usta solisti yaşamını Gümüşlükte sürdürüyor.

YAVUZ ÖZTÜRK

(Opera Sanatçısı)

“41 yıl önce geldim dünya incisine. Geliş o geliş, ağırlıklı yaşamım burada. 30 yıl bu sularda zıpkınla balık avladım. Sonra bunun doğru olmadığına karar verip, bıraktım avcılığı. Günde en az 2 saat yüzerim bu sularda. Öğleden sonra da kahveye gelip akşam üzerine kadar briç oynarız dostlarda. Gümüşlük tılsımlı bir yer. Sanat hayatıma doping olduğu kadarıyla, daha büyük başarılara gidecek iken beni bu mütevazi yaşamın içine alıp belki de dünya kariyerimi engelledi. Hayatın, para şan şöhret olmadığını öğretti bana Gümüşlük. Sade bir yaşam, seven ve sevilen insanlarla geçen günler en büyük mutluluğum. En güzel ayları da Nisan ve Mayıs aylarıdır. Arkadaşlarla dağlara tepelere çıkıp ot, mantar toplarız. Çok seviyorum Gümüşlüğü.”

   

Bu söyleşi de bitti. karnımız acıktı. Herkes Gümüşlüğe gitsek te balık yesek derken biz köfte ekmeğini özleriz. O meşhur halk kahvesi ve ünlü köftecisine sorduk Gümüşlüğü. Elleri tezgahın üzerinde köfte pişiriyor, diğer taraftan söyleşiyoruz. O denli yoğun işleri. Bir de meşhur olunca...

ERCAN TABAK

(Köfteci)

“26 senedir bu kulübenin içindeyim. Biri beni kurtarsın. Evde hanımlar çocuklar hazırlıyor, ben pişirip satıyorum. Çok beğenildi. Buralarda pratik yemek olarak da tercih ediliyor. Tanındık, köfte yetiştirmiyoruz yoğunluktan(İnanın biz de yiyemedik, bir saat önceki siparişlerle tezgahı kapatıyormuş). Mayıs ortasında başlayan yoğunluk ekim ayına kadar sürüyor. Her ün 11.00 başlıyorum gece 21.00 de kapatıyorum. Cennette bulunuyorum ama yaşayamıyorum bu yoğunluktan. Dünyanın en güzel yerini göremiyorum, denize bile giremiyorum. Biri beni kurtarsın.”

   

Köftecinin durumu içler acısı, çok acıdık. Bir de köfte bitti değince, sohbeti uzatmaya gerek olmadığını anlayıp eski fenercinin oğlunun yanına gidiyoruz. Yöredeki üç deniz fenerinin bekçiliğini yapmış babası. Dedesi buranın Gümrük memuru babası fenercisi. Doğma büyüme Gümüşlüklü.

İBRAHİM EROL

(Fenerci Oğlu-Restoran İşletmecisi))

“Rahmetli babam denizyollarının fenercisi idi seneler önce. Benim küçüklüğüm genelde babama yardım ederek geçti. Çatal Ada, Topan Ada ve Büyük Kiremit Adalarındaki fenerler babamın sorumluluğunda idi. Her gece minareye çıkar kontrol ederdi fenerlerini. Bir aksilik varsa merkeze bildirirdi. Fenerlere tüp götürürdük ve o tüple bir yıl yanardı fenerler. Her hafta küçük sandalla kontrole giderdik.

Ben şimdi ayni isimle Fenerci Restoranı açtım. Restoranımızın yanından konuklarımız Tavşan Adasına yürüyerek geçiyorlar. Tüm tavşanları Çavuş Adasına götürdük. Tavşan Adasının sığ geçişi bir türlü normal bir geçiş haline dönüştürülemedi. Konuklar, zorluklar içinde adaya yürüyerek geçiyorlar.

Doğma büyüme buralıyım. Gümüşlüğü görmeyenlere bir defa olsun bu cennette bir gün yaşamalarını tavsiye ederim. Buralı olmaktan gurur duyuyorum.”

Bağları, muhteşem evleri, bahçeleri ve zeytinyağı üretim tesisleri ile rengarenk Gümüşlüğe bizde doyamıyoruz ama başka yerler, başka koylar bizi bekliyor. Toplayalım demirimizi. Bakalım önümüzdeki yazımızda nereden sesleneceğiz sizlerle.

   

Demirimizi toplarken Gümüşlük aşığı, artık yaşamının büyük bir kısmını burada geçiren Oyuncu, Yazar ve Ressam Civan CANOVA’nın  Gümüşlük Konulu eserleri ile baş başa bırakıyoruz sizleri.

   

   

   

   

Kalın Sağlıcakla