KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

YALIKAVAK

Bodrum Yarımadası Batı Yakası

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:27-01-2018 23:57
Son Güncellenme Tarihi:27-01-2018 23:57

Değerli okurlarımız, bu yazımızda sizlerle Bodrum Bölgesi'nde yıllardır geldiğim, gelip geçerken açıklarında tedbirli olmayı öğrendiğim Yalıkavak'a gidiyoruz. ​

İlk olarak denizden 1995 yılında gelmiştim buraya. Ne marina, ne öyle lokantalar ne kocaman tesisler, hiçbir şey yoktu. Şirin, tertemiz denizi, en sıcak günlerde bile klimaya ihtiyaç duyurmayan havası ile adeta bir cennetti. İlk tirhandil teknemizi barınağa bağlamış, dizi çekimleri için ailemi orada bırakıp tekrar geri dönmüştüm. 

O denli güvenli bir yerdi. O zamanlar küçük olan oğlum Onat’ta barınakta teknenin arkasındaki markette dondurma karşılığı çalışmaya başlamış. Boşları topluyor, marketin önünü süpürüyor, suluyor.

   

Yalıkavak benim yaşamımda derin etkiler bırakmış bir yerdir. Yelken kulübünün kuruluşu, belediyesi olduğu zamanlarda yetkililerin nasıl canla başla çalıştıklarına şahit olduğum, “Bir gün buraya yerleşirim” diye de düşündüğüm yer. 

Yıllar geçti, belli bir müddet sonra marina yapıldı buraya. Denizcilikten marinacılıktan gelen dostlar yönetiyordu. Çok güzel günlerdi. Hatta içinde yelken kulübü bile vardı.

Sonra ne olduysa oldu. Yalıkavak ülkemiz gibi değişmeye başladı. Kalabalıklaştı, şantiye alanı oldu adeta, pahalılaştı. Denize girmek için yer aranılan, bulunduğunda maliyeti çok yüksek bir belde oluverdi. 

   

İki yıl önce www.coastguidetr.com video çekimleri için geldiğimizde, karşı koylara demirledik Güllük Körfezi’ne geçerken. Oralarda da bakirlik kalmamış, acayip isimli tesisler, kirli su ve geç saatlere kadar müzik sesi alargadakileri rahatsız eder durumdaydı. 

   

Tabi bu arz talep meselesi. Biz denizden, doğadan sakince yararlanmak isteyenlerin yanında, coşkunca eğlenmek, bütün elektriklerini gittikleri yerde atmak isteyenlerde vardır elbette. 

Zaten böyle olmasa yatırımcı bu yatırımları niye yapsın? Yalıkavak'ta en sevdiğim yer yaz aylarında kurulan sanat sokağı ve Sanduma Köyü'dür.

Şimdiki bu çekimimizi kış ortasında gerçekleştirdik. Aşırı poyraz fırtınasının hakim olduğu bir gündü. Yaz aylarından eser yok. O rıhtım, o barınak kopuyor. 

   

Denizci dostlarla söyleşelim istedik. Hepsi can derdinde, barınakta teknelerinin başında nöbette. Barınağın sorumlusu ile söyleşi yapacağız. Kendisi bir o teknenin üstünde, bir diğerinin. Fırtına barınağı da rahatsız ediyor. Balıkçılar kooperatif kahvesinde hem oyun oynuyorlar hem dalgalara bakıyorlar.

   

Yolumuz barınağa düşünce söyleşilere Yalıkavak Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Fedai Bozkurt'la başlayalım dedik.

FEDAİ BOZKURT

“Yalıkavak aşığıyım. Burada doğdum, büyüdüm. Havası, denizi bir başkadır. Ancak son yıllardaki yapılaşma ve kalabalık, eski sakin günleri aratır oldu. Yeşil azaldı, inşaat alanı oldu adeta. Sakin yaşam ticari yaşam olarak değişti.

Babalarımızın dedelerimizin zamanından bu günlere, kooperatifimizde ne yazık ki aktif 20-25 balıkçı kaldı. Eskiden denize çıkan balığı satacak yer bulamazmış, o kadar çokmuş. Şimdi balıkçı, anca karnını doyurabiliyor. Akdeniz’de balık bitiyor. Önlem alınmazsa daha da kötü olacak.

Bilinçsiz avlanma bizi bu noktaya getirdi. Yumurtlama zamanında balık tutuluyor. Gırgırların, trollerin kontrolsüz avcılığı, yasak avlanmalar her yerde olduğu gibi buralarda da balığı tüketmek üzere.

Dil balığı, barbun, kupes ve tekir çıkar genellikle bizim buralarda. Açıklarımız sert deniz yapar. Oralardan balık çıkartmak çok değerlidir.

Cennet Yalıkavak'ın eski halini özler oldum.”

Kış aylarında güneş birden kaçıverir ortalıktan. Bizde denizci dost, yat rallilerinden, yarışlarıdan tanıdığımız güler yüzlü doktor Alev Şahin’i aradık rehberlik etsin diye. Farklı kıyılara, yüksek tepelere götürdü bizi görüntü almamız için gün batmadan. Alev uzun yıllar ilaç sanayiinde çalışmış ve Yalıkavak'a göç etmiş. Hem dolaştık hem söyleştik.

ALEV ŞAHİN

“Yıllardır tatillerimde Yalıkavak'a gelirim, Bodrum’a değil, Yalıkavak'a. Burası bir başka gelir bana. Denizi, havası, kendine yeterli olmasıydı beni çeken. Hep aynı otele gelir, tatilim bitince İstanbul’a dönerdim. Kardeşlerim benden önce yerleşti.

Bende kararımı verip, 6.5 yıl önce iş hayatımı sonlandırıp buraya yerleştim. Her gün mutlaka yüzerim. Dalgıçlığım, yelkenciliğim var. Yat yarışlarına, rallilere katılıyorum. 

Üç yıl önce tekrar doktorluğa döndüm. Bodrum Belediyesi'nde hekim ve sağlık biriminin yöneticisi olarak çalışmaktayım. Çok hareketli bir yaşamım var, Yalıkavak aktivitelerine borçluyum bunu. 

Buraya yerleştiğim zamanla, günümüz arasında yoğunluk, kalabalık ve gürültü açısından farklılık oldu. İlk geldiğim zamanlardaki Yalıkavak'ı daha çok sevmiştim. Sade, doğal, dingin ve kendine yetebilen bir yerdi. Aşırı yapılaşma buraya zarar verdi ve hala vermekte. Bir daha geri dönüş olur mu, bilemiyorum. Yine de Yalıkavak'ı çok seviyorum.”

Alev bizi yine rıhtıma bıraktı. Rıhtımı döven dalgalar, geniş parkın içlerine kadar etkili oluyorlardı. Parkın arkasındaki kahvelerde denizciler bizi bekliyorlardı. Oyunlarını bitirmişler, akşam olmadan barınaktaki teknelerini bir kez daha kontrol edecekler. Hepsi denizle ilgililer. 

İçlerinden Yusuf Gür uzun yıllar Orhan Ağaçlı tesislerinin genel müdürlüğünü yapmış. Emekli olup buraya yerleşmiş. Teknesi var, balığa çıkıyor. İstanbul’u aklından bile geçirmiyor. Şakir Sayımakaçık Deniz Kuvvetleri'nden emekli olduktan sonra uzak yol kaptanı olarak çalışmış. Dünya denizlerini dolaşmış ve 8 yıl önce Yalıkavak'a yerleşmiş. O da balık tutuyor, yelken yapıyor. Mustafa Öztürk bizim eski dostumuz. Teknesi Debora’yı seneler önce satın alması için biz bulmuştuk Marmaris’te. 43 feet teknesinin adını kızı Deniz ve Oğlu Bora’nın ilk heceleri ile verdi. Birlikte seyirler yaptık, çekimlerde teknesini tahsis etti bize. Birçok yat yarışına girdik. O şimdi Yalıkavak'a yerleşti ve yaşamını burada sürdürüyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK

“Buraya 8 yıl önce Ankara’dan geldik. Akrabalarımızda buradaydı ve Yalıkavak'ı çok seviyorduk. Kendi konutumuzu kendimiz yaptık. Teknemizi de barınağa bağladık. Eşim Serpil yoga öğretmenliği yapıyor ve hayatından çok memnun. Arkadaşlarımla haftanın en az 2 günü balığa çıkarız. Kendi balığımızı mutlaka kendimiz tutarız. Burada arkadaşlarla kahve alışkanlığına da başladık. Oyunlar oynuyoruz, sonra barınakta teknelerimizde ya da çevredeki lokantalarda toplanıyoruz. Hava kararırken de evlere.

Her ay en az 2-3 defa karşı adalara gideriz. Ada esnafı akrabamız gibi oldu. Sefere çıkmadan varsa yiyecek taleplerimizi telefonla iletiriz. Vardığımızda masa neta.

Buraya gelmeden önce hayal ettiklerimizi fazlasıyla gerçekleştirdik. Şimdi Yalıkavak'lı olduk, alıştık. Hayatı da pek ciddiye almadan yaşamayı öğrendik.”

Hava kararırken Mustafa abiyi evine yolcu ettik. Bizde 2 deniz tutkununun kış yaz çalıştırdıkları Minör Restaurant'a gidiyoruz. Kıvanç ve Anıl denizde başlayan aşklarını deniz kenarında aşığı oldukları Yalıkavak'ta sürdürüyorlar. Kaliteli bir müzik anlayışları var ve bundan ödün vermiyorlar. Öyle piyanist şantör, tek gitar gibi değil icraları. 

Gerçek orkestraları var. Bölgede yaşayan müzisyenlerin icra merkezi olmuşlar. 

Sanat severlerinde sevilen mekanı.

KIVANÇ SOMEREN-ANIL ŞAHİN

“Bizim aşkımız Yalıkavak’tan Yunan Adaları'na yapılan bir yelkenli seyahati ile başladı. İstanbul’da yoğun iş yaşamı içindeydik. Plazalarda zamanın nasıl geçtiğini bilmeden senelerimiz bitiyormuş meğer.

Bundan 8 yıl önce 3 aylığına soluk almak, dinlenmek için buraya geldik. Geldik ama daha ilk ayın sonunda İstanbul’daki her şeyi bitirip Yalıkavak'a yerleşme kararını aldık. 

2010 Eylül ayında İstanbul bitti, Yalıkavak başlamıştı hayatımızda. Biraz boş geçen, belki de kafamızı rahatlatan kısa bir dönemden sonra bir şeyler yapma ihtiyacı hissettik. Her ikimiz de müzikle ilgileniyoruz, bir küçük işletme açma hayalimiz varmış.

Sonunda kafe tarzında bir yer açtık. Bir köşede müzik yapıyoruz diğer köşede yemek. İş tuttu ve gelişti. Ağırlığı bölgede yaşayan yabancı ve yerli dostlar olmak üzere geniş bir kitlemiz oldu.

Bu seferde mekan dar geldi ve bu yeni yeri açtık. Yaz kış servis yapıyoruz, müzik yapıyoruz. Buralarda yaşayan farklı müzisyenlerle sahne paylaşıyoruz. Müzik hobimiz, tüm yorgunlukları atıyor. Güzel bir atmosfer yakalamış olmakta bizi mutlu ediyor. 

Hayal ettiklerimizin çok ötesine geçmiş durumdayız.

Müzik aşkımız olmasa restorancılık çekilecek bir şey değil aslında.

Her şey çok güzel gidiyor ama Yalıkavak son iki yılda bizi hafifçe hayal kırıklığına uğratır oldu.

Sakin, kendine yeten yer, endüstriyel oldu. Kapımızın önünden sıklıkla Ferrari'ler geçer oldu. Biz onları İstanbul’da bıraktık derken, onlar buralara gelivermiş. 2011'deki köyümüzü özlüyoruz. Bu gelişmelerden Yalıkavak'a gelenlerde mutlu değil artık.”

Evet Yalıkavak'ı, denizle iç içe olanlarla başka bir yüzüyle tanıyalım istedik. 

Yaptığımız daha birçok söyleşide anlatılan ama kayıt altına alınmayan ifadelere de şahit olduk. Öncelikle kıyı balıkçılığının hızlı bir şekilde ortadan kalktığını görüyoruz. Balıkçı ve tekne sayıları azalıyor. Su ürünleri kontrolündeki barınak işletmeleri amatör denizci teknelerini kabul eder oldular barınma için. Tabi güvenlik, sigorta konuları ne oluyor bilinmez. Buralarda daha önceden uygun olan bağlama ücretleri de neredeyse marina ücretlerine yaklaştı. 

Bir bölgede marina kurulacaksa gerçekten marina olması kimseyi rahatsız etmiyor. Ama küçük bir marina, devasa alışveriş, eğlence alanları şirin, sevimli beldelerin görselini bozduğu gibi ticaret şeklini de değiştiriyor.

Son olarak; emekli olduktan sonra yerleşilen sevimli beldelerde iş hayatından tamamen koparak yaşamak yerine küçücükte olsa bir işler yapmak, meşgale yaratmak, çalışmak daha mutluluk veriyor. Tabi imkan varsa.

Kalın sağlıcakla.