KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

ÇANDARLI

Kuzey Ege'nin Oksijen Deposu

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:17-03-2018 22:05
Son Güncellenme Tarihi:17-03-2018 22:05

Değerli okurlarımız bu yazımızda sizlerle kuzey Ege de rüzgarı ile ünlenmiş bir beldeye gidiyoruz; Çandarlı.

Oksijen deposu da deniliyor. Zeytinlikleri, pamuk tarlaları, biraz serin denizi ile doğal bir belde.

Yabancı turistin yoğun bir şekilde geldiği Güney Ege ve Akdeniz’in dışında kalan bu alanlar, iç turizmin yoğun yaşandığı yerler.

Yaz sezonunda bile fiyatların normal yaşam merkezlerindekilerle denk olması ile sakin hesaplı tatil yapmak isteyenlerin tercih ettiği bir belde.

Mütevazi otelleri, denizle iç içe pansiyonları abartılmamış fiyatları uygulamayan lokantaları ile dikkat çekiyor.

   

Çandarlı’nın(Pitane) tarihi M.Ö 4000 yıllarına dayanmaktadır. 

Kale ve antik kent adını Amazon Kraliçesi Pitaned’den almıştır. Ünlü filozof, Arcesilaus Çandarlılıdır.

Yerel efsaneye göre; şehir Amazon savaşçıları tarafından yönetilirdi. 

Bu yüzden şehrin adı – Kadınların Şehri ya da Kraliçe Şehir olarak anılmıştır.

   

Şehir sonraki yıllarda; Hititler, Lidyalılar, Pers İmparatorluğu, Bizans, Selçuk ve son olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.

Dikdörtgen şeklindeki Kalesi, 13.yy da Cenevizliler tarafından inşa edilmiştir. 15.yy da Osmanlı döneminde yenilenmiştir.

Kale, andezit kütlenin teraslanarak yapıya uygun hale sokulması ile inşa edilmiş ve yan payandalarla desteklenmiştir.

Beş kulesi ve mazgalları ile görkemli bir görünümdedir.

   

Kazılarda bulunmuş; Arkaik döneme ait, çıplak erkek heykeli, Bergama Müzesinde sergilenmektedir. 

Zaman içinde yapılaşma ile yamaçlara kurulan kooperatifler kalabalıklaştırmış yaz aylarında Çandarlı’yı.

   

Rahmetli babam da burada bir kooperatife girmiş seksenlerde. Biz de daha inşaat aşamalarında tanış olmuştuk Çandarlı ile.

En çok sevdiğim tarafı, o doğal gerçek köylü olan pazarı idi.

Çarşının hemen içindeki o güzel Pazar, belde kalabalıklaşınca daha geniş bir alana taşındı ama orada yine izleri mevcut ve ben hala oradan alış veriş yapmaktan zevk duyuyorum.

   

Batı kıyısındaki kale önündeki boydan boya plajı da günümüz Türkiye’sinde benzerine az rastlanan doğallıkta.

Küçük şirin eski evlerin olduğu sokaklar bu plaja açılıyor. Evlerin bahçelerinden hala tarihi kalıntılar çıkıyor.

   

Bakımlı tarihi kalesi beldenin tam ortasında vakur bir şekilde her yere hakim duruyor.

   

Cuma günleri beldenin pazarı kurulur. Bizde pazara gelir, alış verişten sonra rıhtımda oturur dinlenir bir şeyler içerdik.

Babamla koy içinde tonozda duran bir tekne hep dikkatimiz çekerdi. 7-8 metre boylarında ahşap mavi-beyaz boyanmış bakımlı tekne hep orada dururdu.

Hayal ederdik, benzerini almayı. Bir gün sahibini gördük. Hollanda da tersanelerde çalışmış emekli olmuş buraya yerleşip bu şirin tekneye sahip olmuş.

   

Yine bir Cuma günü teknesinden kıyıya indi. Hemen yanına varıp meraklarımızı gidermeye çalıştık.

Lafa girdik ama biz ne sorarsak yanıt alamıyoruz, adeta azarlanıyoruz. Şaşırıp kaldık. Amacımız böyle bir şeyi nasıl ediniriz, nasıl bakarız, kolay mı, zor mu?

Zorla da öğrenecek halimiz yok ya. Sonraları bu merakımızı giderip küçük bir tekne almak için Ege kıyılarında araştırma bile yaptık.

Ama ne yazık alamadan babamızı kaybettik Çandarlı’da. Orada babayı defnettikten sonra, arzu ettiği tekneyi almak için girişimlerde bulundum. Sonunda o zamanki Çeşme Altın Yunus Marina Müdürü rahmetli Altuğ Duransoy bir tekne buldu bize.

Düşündüğümüzden biraz büyük oldu ama amacımıza ulaşmıştık. 9 metre boyunda tek kamaralı Tirhandilin adını “Kemal Bey” koyup Çandarlı’ya geldik.

Hollandalının teknesinin bulunduğu yerdeki rıhtıma yanaştık. İnanır mısınız  bağlanır bağlanmaz ilk yanımıza gelen Hollandalı oldu. Evi tam karşısında. Başladı sorular sormaya. Nerden geliyoruz, kimden aldık, kaça aldık, ne tarafa gideceğiz.

E keser döner sap döner ama bizimki dönmedi. Ne o davranışını belli eden bir şey söyledim, ne de o günü hatırlattım. Zaten hatırlamadı bile. Sadece içimden tebessüm.

Çandarlı yarımadasının denize bakan iki yakası var. Rüzgara göre her iki tarafta da barınmak mümkün.

Parmaklar klavyeye gidiyor kendim anlatacağım neredeyse bu güzel beldeyi. İyisi mi yine burada doğup büyümüşlere, yerleşenlere soralım. Aralara nasıl olsa girerim.

İlk olarak kalenin önündeki plaj mevkiinde tüm yıl açık olan bir restoranın önüne gidiyoruz. İşletme sahibi her gün saat 16.00 da martıları beslermiş. Biz de uzaktan gözlüyoruz. Saat 15.40 dan itibaren etrafta martılar çoğaldı. Guruplar halinde plaj önlerinde yüzüyorlar ya da üstümüzde uçuşuyorlar. Tam saat 16.00 da Engin bey mamalarla plajda belirdi. O sesler, görüntüler, anlatılması güç mutluluk. Engin Uslu kendi değimiyle babadan dededen Çandarlı’nın en yerlilerinden. Küçük şirin bir lokantaları var. Evlatları işletiyor. Renkleri, sunumu “dur burada biraz” dedirtiyor. Biz de durup onları tanıyalım istedik.

ENGİN USLU

 “Babadan dededen doğma büyüme Çandarlı’nın en yerlisiyim.” Ölümsüzlük kenti” diye ifade ediyorum. Yaşamak için her şey var. Aşığım memleketime. Havası, denizi, dostlukları ile doyumsuz yaşam merkezimiz.

Artık yazın çok kalabalık oluyor. Yaz ayları dışındaki tüm zamanlarda burayı çok seviyorum.

   

Ailecek deniz kıyısında bir işletmemiz var. Denizle iç içe 12 ay açığız. Ege’nin eşsiz lezzetlerini bu güzel atmosferde sunmanın gururunu yaşıyoruz. Yakın Ege adaları Midilli ve Sakız Adalarına gidenler bizdeki lezzeti bulamadıklarını ifade ediyorlar.  Büyük oğlum ızgarada, öğretmen olan gelinim  ve avukat olan eşim soğuk mezelerde, ortanca oğlum garsonluk yapıp bulaşık yıkama görevi yapıyor. Yemeklerde mutluluğumuz ve sevgimiz var.

   

İşletme çocuklarımın. Hanımla biz onlara zaman zaman yardımcı oluyoruz. Genelde çevredeki muhteşem koylara gideriz. Doğduğumuz büyüdüğümüz ve yaşadığımız Çandarlı’yı çok seviyoruz.”

Engin Uslu’nun yanından ayrıldıktan sonra çocukluk arkadaşımla buluşmaya gidiyorum yarımadanın ucuna.

Müjdat paraşütçülüğe başladım 15 yaşlarımdan beri arkadaşım. Havacılık hayatımız amatör olarak devam etti bu güne kadar. Çok sık olmasa da ilişkimiz hiç kopmadı. Hala uçaktan atlar, tam bir gökyüzü doğa sevdalısı.

Mimar ve inşaatlar yapmış çalışma hayatında. Bir inşaat nedeniyle tanıştığı Çandarlı’yı farklı bulmuş diğer yerlerden.

Yapılaşmayı en doğru öğrenebileceğimiz bir kişi ayni zamanda. Çünkü bu konu Çandarlı için çok önemli. Zamanında Kooperatif Mezarlığı denilecek uygulamalar vardı burada. Başlanılan ve bitirilmeyen inşaatlar diyarı idi. Hevesliler öder, müteahhitler buharlaşır.

MÜJDAT SÜZEN

 “18 Yıl önce bir arkadaşım Çandarlı’da inşaat yapmamı önerdi. O sıralar İzmir’in Selçuk ilçesinde kooperatif işi yapıyordum. Burada benden istenilen lüks konutlardı. O güne kadar bölgede konut kalitesi düşük olduğundan tereddüt ettik. Fakat yapınca gördük ki örnek olmuşuz. Bu süreç beni Çandarlı’ya bağladı.

Yapılaşması dışında Çandarlı’yı çok seviyorum. İsraf edilmiş araziler, farklı mimari üslup Çandarlı’nın yumuşak karnı. Tek teselli; sit alanı olarak ilan edilmiş yerlerde inşaatın yapılamaması.

   

Buraların yeşil alan olarak kalması çok iyi. Her yerden tarih fışkırıyor. Alelacele ya da dikkatsizce yapılan yolların altında bile yer mozaikleri, kalıntılar var.

Burada, doğaya insana aşık oldum.

Hırslı olmayan, mütevazi yaşam içinde kendinle barışık insanlar beldesi diyebilirim. Kavga değil, münakaşa edeni göremezsiniz.

Ülkemiz, Cumhuriyetimiz değerlerine sahip bir halkı var. 29 Ekim gibi resmi bayramlar Çandarlı’da daha içten daha coşku ile kutlanır. Fener alayları bile yapılır.

17 yıl yurt dışında da çalıştım. Buradaki huzur veren ortamı hiç bir yerde bulamadım. Kardeşim ve ailesi de Amasya’dan Çandarlı’ya yerleştiler. Hep beraber mutluluğu yaşıyoruz.”

Müjdat’la sohbetimizi bitirdiğimiz yerde tam denizlerle karanın birleştiği burun üstünde Çandarlı’da yaşayan bir hekimle sürdüreceğiz söyleşimizi. Dikili Acil 112 de doktor. Her gün bisikletiyle gidiyor işine. Doğa aşığı, felsefe adamı.

Neden yerleştiğini sorduk Çandarlı’ya.

MESUT KERİM TEMİZTÜRK

 “Rize  Pazar doğumluyum. Tıp eğitiminden sonra Mucur ve Ankara’da çalıştım. Deniz aşkı, açık denizleri, enginleri görme arzusu 15 yıl önce beni buralara getirdi. Tam aradığım yerde yaşıyorum. Deniz hep önümde. Açık deniz, kapalı değil. Bu tarihi bölgenin en son sahipleriyiz. Bölgede bilgeliğin tohumları ekilmiş. Bilgi bereketi var. İşimin dışında yaşadığım bölgenin arkeolojisi ile ilgiliyim. Dikili’deki işime her koşulda bisikletle giderim. Otomobili sevmem. Teknolojiden oldukça uzak doğal yaşamayı seviyorum. Bunun için en doğru yerdeyim.”

Yarımadadan balıkçı barınağına geçiyoruz. Son yıllarda inşa edilen rıhtımı, elektrik su bağlantılarının yapıldığı pedastalları, aydınlatması ile biz amatörlerin yeni yuvalarından birine gidiyoruz.

Denizlerimizde balık öldükçe balıkçılık ta yok oluyor, tekneler azalıyor. Balıkçı tekneleri azalan barınaklara da amatör denizci tekneleri bağlanıyor. Burada da böyle. Amatörler gerek yerel yönetimleri harekete geçirerek ve gerekse kendi olanakları ile mamur etmeye başladılar barınakları.

   

Tek arzuları buraların yaşayan barınak olması. Yani teknelerin bırakılıp gidildiği  bir yer olmaması. Yaşanılsın içinde, çevresinde.

Barınağa girdiğimizde rıhtımda denizcileri sohbet ederken buluyoruz, söyleşiyoruz.

Söylenenleri eski denizci dost Caner Güçal toparlıyor.

CANER GÜÇAL

“Çandarlı benim memleketim. Ama sülaleden kimse kalmamış. 12 yıl önce buraya yerleştim. İzmir’den çok rahat.

Su parası 20 TL geliyor, gerisini siz düşünün.

Havası temiz, bol oksijen. Azıcık uyku yetiyor. İnsan burada kendini sağlıklı hissediyor. En önemlisi; insanları, mükemmel.

Denizciliği doya doya sürdürdüğümüz bir yer. Teknelerimiz barınakta.

Bulunduğumuz barınağa önce rıhtım yapıldı. Daha sonra elektrik, su bağlandı.

Barınağımızda 35 amatör tekne bağlı. Bunların çoğu yelken teknesi. Kendi tonozlarımızı attık. Barınakta çok rahat, dostça yaşıyoruz. Kavga gürültü, didişme, çekişme uzaktır buralardan.

   

Deniz çevresi olarak ta çok yeterli. Rüzgarı özellikle eğitim için mükemmel.

Sadece barınağımızda su sirkülasyonu eksiği var. Bunun olması için kuruluşundan bu yana uyardık, mücadele ettik ve ne yazık ki başarılı olamadık. Sirkülasyon olmadığından zaten sığ olan liman doluyor.”

 

Denizcilerin arasında bir dost daha var. Seneler önce eczacı olarak tanımıştık burada. Hala da o görevi yapıyor. Doğma büyüme Çandarlı’lı. Deniz içinde yaşayıp denizci olmamak var mı? O da bulaşmış bizler gibi. Bir de misyon yüklenmiş. Çandarlı Yelken Kulübünün başkanlığını yapıyor.

EMRAH HARUN KÖLECİ

“Doğma büyüme Çandarlı’lıyım. 2003 yılında küçük bir tekne ile bata çıka denizciliğe başladım. Son olarak Gofi 21 tekne sahibiyim. Barınakta bağlıyız ve çok güzel denizci ortamı içindeyiz.

Rüzgarın beldesinde, Çandarlı Yelken Kulübünü de kurduk. 10 adet optimist teknemiz ve bir antrenör botumuz var. Tekneleri biz, botu belediye aldı.

Kulübümüzün faaliyet yoğunluğu yaz aylarına rastlıyor. 7-12 yaş arası her yıl 45 öğrenciyi bu sporla buluşturuyoruz.

Sporcularımızın yüzde yirmisi Çandarlı’dan, seksenii yazlıkçı çocuklarından oluşmakta.

Faaliyetlerimizi tüm yıla yaymak istiyoruz. Bu amaçla antrenör arayışı içindeyiz.”

   

Çandarlı bölgesi son yıllarda denizden insan kaçakçılığının yoğun yaşandığı bölgeler arasında. Karadan ve denizden bu anlamda hareketlilik dikkat çekici. Özellikle küçük tekne, kıçtan takma motor hırsızlıkları bir hayli fazla. Bizde durumu bir bilenine soralım istedik. Sanayi bölgesine gittik, yetkili motor atölyesi sahibi, amatör balıkçı bir dosta kulak verdik.

AYKUT GÖYMEN

“Foça ve Çandarlı’da evim vardı. Çandarlı’daki evi satmak için geldim. O gün dalış yaptım. Denizine, balık çeşitliliği ve bolluğuna hayran kaldım. İnsanlarını tanıdım ve buraya bağlanıp kalmaya karar verdim.

15 yıl önce gelmiştim, 7 yıl öncede  bu atölyeyi açtım. İzmir-Ayvalık arasındaki tek yetkili servis biziz. Başlarda işimiz çok iyi idi ama son senelerde zorluklar başladı. Yasadışı göç işi bölgemizden çok yoğun gerçekleşiyor. Barınaklardan, evlerin bahçelerinden kıçtan takma motorlar, tekneler çalınıyor. Bunun ne yazık ki önüne geçilemiyor. Yine çalınır diye giden motorların yerine deniz severler ne yazık ki yenisini almak istemiyor. Zaten bu kaçakçılık işi ile motor fiyatları çok yükseldi. Kimse alamaz artık. Azalan bu deniz araçlarının, motorların yeniden çoğalması zor gibi görülüyor. İşlerimiz kapanacak kadar kötü duruma geldi. Ayrıca Çandarlı’nın bir tarafından sanayi atıklarını denize taşıyan Bakırçay, diğer taraftan yeterli kimyasal kullanılmadığı için denizi kirleten belde atık suyu akıyor. Balık avcılığı kıyılara kadar girmiş, ağlar atılıyor. Körfezin başından sonuna kadar 11 ışıklı tekne ile balık neslini kurutan kontrolsüz avcılık.

Yine dalıyorum ama ne o eski denizin temizliği ne balık zenginliği. Eskiden 10 levreği bir arada görürdük. Şimdi bir hafta dalsanız belki bir taneye anca rastlarsınız.

Çandarlı’nın geriye insanı kaldı.”

Evet, eğrisiyle doğrusuyla, tarihiyle, geçmişiyle, günümüzü ile Çandarlı’yı aktaralım istedik sizlere.

Bu yazıyı izninizle Çandarlı topraklarında yatan anneme ve babama ithaf ediyorum.

   

Kalın Sağlıcakla