KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

DALYANKÖY

Betonlaşmanın Güzel Örneği

Haber:Levent ÇELMEN
Fotoğralar:Levent Çelmen-Hakan Çetinkaya
Haber Tarihi:14-04-2018 09:32
Son Güncellenme Tarihi:15-04-2018 09:32

1982 Yıllarında tanıdım Dalyanköy’ü. Küçücük, sakin, yoğunluktan uzak bir Ege Köyü. Tarım arazileri, aralarında tek tük evler ve korunaklı dalyanı. Zaten her şey dalyanın etrafında şekillenmiş.

Çeşme Altın Yunus Tesislerinde yönetici olarak görev yaptığım yıllarda hem denize hem doğaya bir başka bakmaya başlamıştım. Marina duayeni rahmetli Altuğ Duransoy ile denizciliğe, marina işletmeciliğine ilk bakışlarımı geliştiriyordum.

O zaman bizim otele ait dragonlarla muhteşem Ildır Körfezi içinde seyirler yapıp, Dalyanköy’e giderdik. Denizimiz hep dalgalı idi.

Dalyan, dar bir girişle, girişten hemen sonra sığlaşmaya başlayan bir yapıdaydı. İzin günlerimizde balık yemeye, yorgunlukları atmaya gittiğimiz tek adresti.

   

Bir iki küçük lokanta, aileler tarafından işletilir, kızlı erkekli kardeşler pişirir, servis yapar, bulaşık yıkardı. 

Dalyanköy restoranları denilince Barbun Balığı ve Fava akla gelirdi ilk önce. 

Plastik masalar daha icat edilmediğinden, oynak tahta masa ve iskemlelerdeki gıcırtılı muhabbete diyecek yoktu.

Öyle boydan boya tüm dalyanı kaplamış tesisler değil, küçücük bir kaç şirin lokanta.

   

Zaman zaman Dalyanköy arkasındaki Aya Yorgi Koyuna gider rahmetli Arif amcanın zeytin ağaçlarının altındaki

üç beş masalık lokantasında oturur, doyamadığımız muhteşem denize girerdik. 

   

Sonraları otelden gece eğlence turları ile Dalyanköy’e turistleri getirir, ardından Aya Yorgi koyunda son molayı verirdik(O zaman müşterilerimizi  Fransızlar, İngilizler ve Almanlar teşkil ederdi.) Teknede şarap ikramı ile canlı akustik müzikler yapılır Aya Yorgi Koyuna geldiğimizde sessizlik hakimiyeti hüküm sürerdi. Denizi aydınlatır, konuklarımızın denize girmesine şahit olurduk.

   

Bu sakin, bu muhteşem yerleri, çevremizi sesimizle rahatsız etmemek için elimizden gelen gayreti gösterirdik.

12 eylül ihtilalinden sonra konsey üyelerinin eşlerini Dalyanköy sırtlarındaki tek restorana getirmiş, orada ağırlamıştık. Sanırım adı Küçük Ev idi. 

Otelin Aktivite ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü zamanlarımdı. Otelimizde yapılan çok büyük toplantıların konuklarını da mutlaka Dalyanköy’e götürürdüm. Organizasyonlar o şekilde gerçekleşirdi. Ziya Ül Hak,  Joseph Luns,  Casper Weinberger gibi simalar hayran kalırlardı bu şirin yere.

İlerleyen yıllarda her yerde olduğu gibi buraları da tanınıp,  kalabalıklaşmaya, konutlarla, ticari alanlarla dolmaya başladı. 

   

Kuş seslerinden başka bir şey duymadığımız Aya Yorgi sabahlara kadar müzik seslerinin kulakları sağır ettiği tesislerle tanıyamayacağım bir hale geldi. Hemen yanındaki Hacettepe Koyu(Dalyan Koyu) teknelerin tek demir atacağı yer oldu ve çok kalabalıklaştı.

Son olarak bu çekimleri ve haberi yapmak için yakında gittim buraya. Ama ne yalan söyleyeyim, sık aralıklarla gelmeme rağmen görüntü alma gözüyle baktığımda beldenin o sakinliğini sevimliliğini yitirdiğine üzülerek şahit oldum.

   

Tarihi binaları aradım, bir iki yıkık dökük dışında yok olmuşlar. Her yer ev, villa.

İlk olarak senelerce otelimizde kaptan olarak çalışan İsmail Nas’a gittim. O da zamana ayak uydurmuş, dalyana hakim şirin evini bir o taraftan bir bu taraftan ilavelerle büyütmüş. İsmail’in Abisi rahmetli Ali Kaptanda bizimle çalışırdı ve her ikisi de bu bölgeyi avuçlarını içi gibi bilen kaptanlardı. (O zaman otelimizin 3 gezi teknesi 5 adet teşvik kapsamında alınmış yelkenli Comet teknemiz vardı. Öyle olunca da en az 3 kadrolu kaptanla, motor atölyemizde bir de makinistimiz vardı)

İSMAİL NAS

“Doğma büyüme buralıyım. 20 yıl Altın Yunus Tatil Köyünde kaptan olarak çalıştım.

Emekli olunca  denizden kopamadım. 7 metrelik ahşap bir teknem var ve onunla amatör olarak balıkçılık yapıyorum. Zaten Dalyanköylü olup ta denizden uzak olunmaz. Bu körfezin her yerinde bol balık var. Buranın denizi kadar güzel bir deniz olduğunu sanmıyorum. 

Ama bölge çok kalabalıklaştı. Hem deniz hem de kara. Dünyanın en güzel koylarından biri olan yanımızdaki Aya Yorgi’ye tekneler giremiyor artık, kapalı. Yapılaşma, eğlence mekanları o sessiz koylara hakim oldu. Arkamızdaki Hacettepe Koyu artık tek demir atılacak yer oldu. Körfezdeki bir çok tekne buraya demir atıyor ve yaz aylarında çok kalabalık olur. 

   

Buranın en güzel özelliği, Sahil Güvenliğin bölgede etkin olması. Devamlı denetim yapıyorlar. Öyle pis suyu denize atmak yok. 

   

Dalyan içindeki tekne barınmasına da bir düzenleme gelmesi gerekiyor. Çekek yeri yapıldı, pahalılaştı, kimse çekemez oldu. Sakin barınak, uygun barınak uygulamaları yok oldu. Belediye burayı bir şirkete vermiş o işletiyor. Halka, yaşayanlara pahalı geliyor. 

   

Zaman geçti, teknoloji gelişti ama bunlardan biz yerliler kesinlikle memnun değiliz. Eskiyi çok ama çok arıyoruz. Malımızı mülkümüzü sata sata bu hallere geldik. Atatürk’ten kalan yerlerdi bu araziler ne yazık ki.

Havası çok güzel ılıman, yaz kış çok güzel. Burada doğmuşuz, burada devam edeceğiz.”

   

İsmail Kaptanın yanından ayrılıp, sokak aralarına giriyorum. Eski simalar ama yeni konutlar. Bir iki tarihi yapıya rastlayınca görüntüleyip bilgi alıyoruz.

Köy bir göçmen köyü. Seneler önce gelmişler, elektrik yok, su yok, yol eh işte. 

Önce tarım, sonra balıkçılık ve ticaret.

Bu sırayı takip edenlerden Fuat Şimşek ile söyleşiyoruz eski pervane kulesi önünde.

FUAT ŞİMŞEK

“Babamlar yıllar önce Selanik’ten gelmişler ve buraya yerleşmişler. Biz de doğma büyüme Dalyanköy’lüyüz. 

Eskiden buraları tarla idi. Tütün, meyve, sebze ekerdik. Tam bir köy idi. Şimdi tarla görmenin, toprak görmenin imkanı yok. 

   

Tarlalar yavaş yavaş konut olunca, balıkçılığa başladık ve devam ettiriyoruz. Sonra da market işine girdik. Şimdi de oğullarımla her ikisini de sürdürmekteyiz.

Burası zaman içinde tamamen değişti. Eskiden kalma bir iki örnek yapının dışında hiç bir şey kalmadı. 

Bunlardan biri pervane kulesi. Eskiden elektrik yoktu. Bataryalı radyoların aküsünü doldurmak için Hüseyin Karayel tarafından bu kule kuruldu o zamanlar. Üstündeki pervanenin dönmesi ile akü şarj olurdu. Bizim buranın rüzgarı meşhurdur. Bu kulenin altındaki yapıda senelerce köyün kahvesi vardı. 

   

O zamanlar burada 700 nüfus yaşar ve adı “Köste Köyü” idi. Sonradan Dalyanköy oldu.  Çoğumuz Selanik göçmeniyiz. Şimdi her yer doldu.

   

Burada doğal olarak dalyan vardı. Su çok sığdı. Sonradan burası derinleştirilerek teknelerin gireceği ve barınacağı bir yer haline getirildi.

Şimdi çok kalabalıklaştı ve bir zamanların küçük köyünden bir eser kalmadı.”

   

Fuat Şimşek’in yanından ayrılıp, önce dar yolları takiple kocaman Çeşme-Dalyanköy yolunu aşarak kuzeydeki Sakızlıkoy mevkiine geliyorum. 

Tertemiz bir deniz, açıklara, Çeşme-Sakız Boğazına bakıyor. Biraz ileride boğazın en tehlikeli mevkii sığlıkları görünüyor. Yaz aylarında Çeşme yönünden gelen tur tekneleri bu sığlıkları çok iyi bildiklerinden kıyıya yakın geçip Ildır Körfezi’ne girerler.

Hiç bilmeyenlerde ara sıra buralara istemeden takılır, müessif kazalara sebep olurlar. Özellikle dalgalı günlerde bu kayalar seyir yaparken hiç belli olmaz.

   

Bu manzaraya hakim açıkta Sakız Adası’nın göründüğü Sakızlıkoy da yerleşimden az da olsa payını almış. Bu sefer bu tarafları yaşam için tercih etmiş bir denizcinin konutuna gidiyorum.

İşini yaşamını buradan sürdürüyor. Ofisi denizlere hakim.

Ankara’dan kaçanlardan. Yat yarışlarına giriyor, motosikleti ile Yunan Adalarına geçip doğa turları yapıyor.

MELİH ÇENESİZ

“1975 yılında Sakızlıkoy’da ailemizin aldığı ev sayesinde buraya Ankara’dan geldik. Yazlıkçıydık senelerce. 

O zamanlar gerçek anlamda bir sahil köyü idi Dalyanköy. Balıkçılık ön plandaydı. Halk balıkçılık yapar, çoğunun teknesi vardı. 

Dalyanköy, küçük kahvelerin olduğu şirin bir köydü. Buraları çay, ayran içtiğimiz sosyalleşme alanları idi.

Zaman içinde köylükten çıkıp, Çeşme’nin bir mahallesi oldu. Anlayacağınız köy olarak adından başka bir şeyi de kalmadı.

Son senelerde büyük şehirlerin yaşanmaz oluşuyla bu tür yerlere yerleşmek için göçler başladı. 

   

Artık kalabalık bir nüfus yaz kış burada yaşamakta. Şimdi restoranlar, kafeler, süper villalar bu köy dokusunu bozdu. Beton yığını oldu.

Yine de Ekim ayından sonra hava, yavaş yavaş kışa dönüşüp, yağmurlar başladığında buraları daha sakin yaşamın sürdürüldüğü yerler oluyor.

Ben yaklaşık yirmi yıldır demir çelik fabrikalarına malzeme tedariki yapan bir temsilciyim. On yıldır Home Ofis tarzında çalıştığım için buraya yerleşik olarak yerleşmemin işim açısından bir zararı olmadı. 

Kara , hava ve deniz ulaşımı olanaklı. Bu sebeple yaşam ve iş açısından benim için çok güzel. Burayı çok seviyorum. 

İnsanların doğaya, çevreye saygılı olsalar, gelecek nesillere daha güzel bir dünya bırakacağız.

Buradaki denizlerde dip yapısında bir yosunlaşma başladı. Bunun da kalabalıkla ilgisi olduğunu sanıyorum. Yine de rüzgarıyla, deniziyle ve bir çok olanakları ile Dalyanköy’ü çok seviyorum.”

   

Biz de seviyoruz o  yüzden tekrar dalyan tarafına geçiyoruz. Dalyanın son kısmı Çeşme Belediyesi tarafından işletilmesi için özel bir  şirkete verilmiş. Elektrik su bağlantısı mevcut. Zorunlu durumlarda çekme atma da yapabiliyorlar. 

Dalyanın geri tarafı su ürünleri kooperatifi tarafından işletiliyor ve genelde balıkçı tekneleri bağlı.

   

Çok korunaklı bir mevki. Sahil Güvenliğin girişte bir karakolu var. Bu rıhtıma büyük gırgır tekneleri bağlanmış. Bakımları onarımları, ikmalleri, aklanmaları, paklanmaları burada gerçekleşiyor.

Tam diplerinde süper villalardan oluşan sitelerle iç içeler.

Ağlarını onaran, ava hazırlanan Fikret Büyükçalışkan ile söyleşiyoruz bu kez.

FİKRET BÜYÜKÇALIŞKAN

1971 yılında Ordu Fatsa’da doğdum. 32 yıldır balıkçılık yapıyorum. 

Senelerce Türkiye kıyılarının her noktasında avlandım.

7-8 senedir de burada balıkçılık yapıp, yaşıyorum.

Benim gördüğüm, şahit olduğum bir durum var. Ege denizi dışında tüm denizlerimizde balık oldukça azaldı. 

Ama Ege’de durum bu kadar kötü değil, hatta bazı yerlerinde daha bile iyi.

Bunda Ege halkının denizini koruma açısından diğer kıyılarımıza göre bilinçli davranmaları, denizlerini korumaları etkili oluyor.

Bana göre Ege denizindeki çiftliklerin fazlalığı da etkendir. 

Çiftlik havuzlarının altları ve çevresi bir çok balığın, korunacağı, besleneceği ve büyüyeceği alanları oluşturuyor. Balık bu yerlerde koruma altındadır.

   

Dalyanköy açıkları balık açısından çok zengin denizlerdir. Her cins balığı bu denizlerde buluruz. Kanallar, sığlıklar, kayalıklar çok, balık da bol.

Biz balıkçılar Ege Bölgesinde, liman yetersizliğinden çok şikayetçiyiz. Güzelbahçe barınağı dışında güzel düzenli bir yerimiz yok.

Burada da saçma sapan bir durumdayız. Toplumun içine yanaşıyoruz. Elli metre, yüz metre ötemizde evler var. Bakımımızı, ikmalimizi, temizliğimizi burada, belde ile iç içe yapıyoruz. Her yer tekne ama bize tahsis edilen bir yer yok. İster istemez buranın temizliğini de tehdit ediyor bu durum. 

10-20 gırgır içeri giriyor. Her taraf ev, bağırtımız çağırtımız herkesi rahatsız ediyor. Liman yapacak çok yer varken buralara sıkışamayız. Teşkilatımız çoğaldı. Bu kadar gırgır buraya sığmaz. Bize yer lazım.”

   

Söylediklerini aynen aktardım ama bir şeye takıldım. Demek balık çiftliklerinin altından başka yer yokmuş saklanacak, korunacak, büyüyecek balıklara. O denli tüm alanlar taranıyormuş. Biliyorduk zaten, bu şekilde ifade edilmesi de ilginç.

Lokantalar sıra sıra dizilmiş, birazda kış mevsiminin rehaveti var üslerinde. Sakinler, dinlenirler yoğun günler için. Dışarıdaki dalgaların sesine rağmen içeride yaprağın kımıldamadığı bir yerde, buralı bir işletmeci ile konuşuyoruz, dünü, bu günü.

EMİN ALGAN

“Babalar atalar Karadeniz Rize’den buraya taka ile göç etmişler. Önce balıkçılık sonra tarım yapmışlar. Tütün, anason yetiştirmişler. Sonra 1965 yılında burayı küçük bir kafe olarak açmışlar. Çeşme bölgesindeki 3 kahveden birisi imiş. 

   

Arkasından 1981 yılında rahmetli kardeşimle balık restoranına dönüştürmeye karar verdik ve uyguladık.

O zamanlar burası bildiğiniz bir köy idi. Topu topu 70-80 hane yaşardı. Kapılarımız açıktı, kilit yoktu, basit sürgülerimiz vardı o kadar.

Şimdi, kamera, alarm, panjur, köpek tüm önlemler var ama güvenlik yok.

Burası eski Yunanlılardan kalma dalyandı, sığdı. Kargılar kesilir, balık içeri girer, yavruladığı zaman da dışarı çıkamaz, kapanlara girerdi.

1990 yılından sonra derinleştirildi, kazıldı. Rıhtımı, Dalyan su ürünleri kooperatifi ve Belediye işletiyor .

Zamanla yerleşim yerlerimizde çok aşırı yoğunluk oldu. Eski yıllarda 70 metreye 50 metreye parsel verilmiş. Dip dibe, bitişik yerleşim oluştu.

Artık yeni imara açılacak yerler 1.000 metrekarenin altında olmayacak. Bu da iyi ama biraz iş işten geçtikten sonra oldu.

Bölgemizde yabancı turist yok. Ağırlığımız yerli, özellikle İzmir ve İstanbullular geliyor. Bir çok tanınmış sima, siyasi, bürokratın konutları var.”

   

Evet gözler Fransızları, İngilizleri, Almanları, İtalyanları, mütevazi restoranlarda oturabilen sıradan bizleri arıyor. 

Tahta masaları, gelişigüzel servisleri, eski günleri.

Yaşlanıyor muyuz ne? 

Kalın Sağlıcakla.