KÖRFEZ
Seçiniz...
KOY
Seçiniz...
MARİNA
Seçiniz...

GÜNDOĞAN

Cenneti Nasıl Betonlaştırdık

Haber & Fotoğralar:Levent ÇELMEN
Haber Tarihi:07-07-2019 13:40
Son Güncellenme Tarihi:08-07-2019 11:22

Bodrum’a genç yaşlarımda bir çok kez gitmeme rağmen, koylarına tekne alana kadar, ne karadan ne de denizden gidememiştim. Doksanlı yılların başında ilk teknemle Didim’den Türkbükü’ne geçmiştim. 

Gündoğan önlerinde kalkan denizleri bu sefer Türkbükü  dönüşünde Gündoğan’a girerken kuvvetli bir şekilde hissetmiştim.

Özellikle Küçük Tavşan Adası ile anakara arasındaki alanlar teknemizi ve biz acemi denizci aileyi unutulmayacak derecede hırpalamıştı.

İçeri girince, koy ağzında karşılaştığımız koşullardan eser yoktu.

Büyük koyun doğusundaki Küçük Koya demirlemiş, sakinliğin, sessizliğin tadını çıkartmıştık. 

Kaldığımız günlerde yeni dostlar edinmiş, onların buradaki mutlu yaşamlarına şahit olmuştuk.

Gel zaman, git zaman bu güne kadar hepsi denizden olmak kaydı ile bir çok kez bu sevdiğim koya gittim. 

En son sitemiz için video görüntüleri almak için geçen sene gidip plaj önlerine demirledim. 

İlk gidişimizden günümüze kadar gerçekleşen kontrollü-kontrolsüz yapılaşmayı takip etmeye imkan bile yoktu.

Bir taraftan bir birini bastıran müzik sesleri, camilerden gelen yüksek volümlü ezan sesleri bir birine karışmaktaydı. 

Su sporu yapanların teknemizi gün boyunca kaldırıp hoplatmalarına 24 saat sabrettikten sonra demiri toplayıp, üzüntü içinde ayrılmıştım bu koydan.

Bu kez karadan gidiyorum Gündoğan’a Bodrum’dan. Yazılarımızda bir birinden güzel doğa harikası yerleri yayınlarken nereden çıktı Gündoğan denilebilir. 

Adeta koy olmaktan çıkmış, beton yığınına dönmüş, zamanının cennet köşesi. 

Ellerimizle nasıl mahvetmişiz şahit olalım istedim. 

Bununla, böyle yıpratmakta olduğumuz yerler içinde, iş işten geçmeden bir örnek teşkil etsin arzusundayım.

İtiraf edeyim ki Gündoğan denizi, kıyılarındaki bu yıpranmaya o kadar ayak uydurmamış ve hala temiz. 

Bunda, koyun açık denizlere bakması ve su sirkülasyonun da etkisi olsa gerek. 

İlk olarak denizcilerin toplanma noktası barınağa gidiyorum. Randevulaştığım tüm dostlarla tek tek buluşmaya. 

Yağmur yağdı yağacak, güneş kaçamak yapıp yüzünü gösterme çabalarında. 

İlk olarak buralı kaptan Mustafa Erdoğan ile buluşuyorum. Kendisi Bodrum yöresinde Forsa Kaptan olarak tanınıyor. 

Çocukluğu buranın bakir, sessiz günlerinde geçmiş. 

   

Tepedeki değirmenlere eşek sırtında buğday götürüp, akşam üzeri un getirişini anlatıyor anılarında. 

Şu anda Gündoğan’ın en tepesindeki aileden kalma arazisi içinde ahşap kocaman bir evde yaşıyor.

Gündoğan’a hakim, meyve, sebze bahçesi, hayvanları ve arazi içindeki mağarası ile.

Bodrum’da denizciler derneğinde görev yapmış, yat yarışlarına giriyor, tam bir deniz tutkunu ve adamı.

Gündoğan barınağının düzenlenmesi içinde çok çalışmış. 

En iyisi ben daha fazla anlatmadan, Forsa Kaptan’a sorayım doğduğu bu yeri.

Nereden nerelere gelmiş?

MUSTAFA ERDOĞAN

“Eskiden burada elektrik, su, yol hiç bir şey yoktu. İlkel bir yaşam hakimdi. 

Tarım olarak mandalina bahçeleri vardı. 

Gündoğan süngercileri bölgenin en bilinen deniz adamları, balıkçılarımız ise çok balık tutarlardı. 

Fakat o balıklar burada ya da Bodrum’da alıcı bulamadığından küçük teknelerle Didim’e gidip avlanırlardı.  

Oradan da Kuşadası’na geçip tüccarlara bu balıkları satarlardı. Bodrum’da da turizm daha başlamamıştı çünkü, balığa pazar yoktu. 

Denizciler bir hafta, on günlük seyirlerle kazancını elde edip, Gündoğan’a dönerdi. 

Denizlerimiz balık kaynardı. 

Ama şimdi bilinçsiz avlanma ile o zamana göre neredeyse yüzde bire düştü balıklar. 

Bizde kanun var ama uygulanmadığı için denizlerimiz sonunda bu hale geldi.

Buna rağmen Gündoğan, Bodrum bölgesinde geçimini balıktan sağlayan son yerlerden biridir.

Barınağımız çok eski. O yıllarda başka korunaklı bir yerde olan barınak, inşa maliyeti sebebiyle ne yazık ki şu andaki yerine, plajın tam ortasına yapılmış. 

Kırıcı ve diğer inşa makinelerinin olmamasından dolayı en kolay yere inşa edilmiş. 

Bodrum Denizciler Derneği yönetiminde senelerce çalıştıktan sonra buraya geldim ve arkadaşlarımla tüm tecrübelerimi kullanarak barınağı bölgenin

örnek barınağı haline getirdik.

Şu anda ellinin üzerinde tekne var içeride. 

Barınağın yaşatılması için balıkçılardan alınamayan desteği özel teknelerin bağlanmasıyla sağlıyor ve masrafları karşılayabiliyoruz.

Artık balıkçının bu parayı verecek dermanı kalmadı.

Sert havalarda barınakta konaklamak tehlike arz edebilir. 

Pek o kadar korunaklı değildir.

Koyumuza çok yelkenli tekne gelirdi, artık yok. 

Şimdi koy motor yatlara kaldı. 

Daha doğrusu, patronlarını bekleyenlerin demir park yeri.

Burası zaman içinde köy olmaktan çıktı Bodrum’un mahallesi oldu.

Ben Gündoğan’a tekrar 2000 yıllarında döndüm ve bir at çiftliği açtım. 

O yıllarda buradaki boş yollarda atla turistleri gezdirirdik, o kadar boştu. 

Artık arabanızı koyacak yer yok.

Şimdi ceviz çiftliğim var ama denizden kopamıyorum. 

Her fırsatta denizlerdeyim.”

Forsa Kaptanla söyleşimizi barınak ve Gündoğan’a hakim tepe üzerindeki konutunda tamamladıktan sonra bu seferde sonradan buraya yerleşmiş bir

ailenin evine konuk olacağım.

Gündoğan adı 1961 yılında konulmuş bu beldeye. 

Daha önce Rumca Güneşin Doğuşu anlamına gelen FARİLYA olarak bilinirmiş buraları. 

M.Ö 4. yüzyıla dayanan bir yaşam hakimmiş. 

Yerleşimin olduğu yerde şimdiki deniz kıyısı değil, koyun tepelerinde bulunan Farilya Köyü imiş.

Şimdi bu köyde şirin bir bahçe içinde, küçük terası olan yine şirin bir eve konuk oluyorum. 

Hürkan ailesi 2002 yılından beri burayı adeta tırnakları ile inşa etmiş.

Bahçedeki çiçekler, mozaik aksesuar ve süsler, taş işçiliği ve ahşabın uyumlu işlenişine sahip oluyorum konutlarında. 

Önce Şişe Cam fabrikalarında teknik ressamlık yapan Mete bey yerleşmiş buraya ve konutlarını mamur etmiş. 

Zuhal hanım kızlarını evlendirene kadar Şişe Cam fabrikalarındaki üst düzey yönetici asistanlığı görevini sürdürmüş. 

Sonra da temelli yerleşmiş. Çok yoğunlar. 

Yoğunluklarından fırsat bulup anca söyleşebiliyoruz. 

Aslında büyük şehirlerde yaşayanlar için buradaki yaşam zamanın geçmesi açısından hep düşündürücüdür ama uygulama da öyle olmadığını Hürkan

ailesinde de gördüm.

ZUHAL-METE HÜRKAN

“Seneler önce balayımızı Bodrumda yapmıştık. O gün ileride Bodrum’a yerleşmeyi hayal ettik. 

Zaman içinde tatillerimizde Bodrum çevresinde bir çok yere gittik fakat burayı görmemiştik. 

Çalışma hayatımızın sonlarında Gündoğan’ı ve şimdiki evimizin bulunduğu yeri gördük. 

   

Bize bir ahır bulun, eve çevireceğiz” demiştik dostlara. Onlarda burayı bulmuşlar.

Herkes deniz görmek isterken, biz dağa, ağaçlara bakmak istedik.

2002 yılından bu yana Farilya Köyü’nde yaşıyoruz sayılır. 

Ev 35 metrekarelik eski taş köy evi idi.

18 metrekarelik bir salon ekleyip yaşanacak hale getirdik. 

Taş işçiliği uyguladık. 

   

Yaşanması çok rahat, kışın sıcak, yazın serin. Buraya çok alıştık. Bizi İstanbul’a götürseler eski evin yolunu bulamayız artık.

Gündoğan’da eskiden yerleşim, yukarı kısımdaymış. Aşağıda susam tarlaları varmış. 

Kıyıda sadece erkekler bir kahvede otururlarmış. Hayvanlarına burada bakar, don gömlek denize girerlermiş. 

Kadınlar deniz kıyısına hiç inmezlermiş.

2002 yılında ilk geldiğimizde hiç bir hareket yoktu, sessiz ve sakin bir yerdi. Hatta kışın sadece köpekler dolaşırdı. 

Burası ve benzer yerlerdeki halkın, büyük şehirlere benzeme arzusu, ne yazık ki zaman içinde burayı da bozdu.

Gündoğan’da yaşamaktan zevk alıyoruz. 

Sobayı yakmak, temizlemek bile zevk.

   

Burada spor yapıyoruz, kurslara gidiyoruz, Balıkçılar Kahvesi buluşma mekanımız, dostlarla gerçekleşen geziler ve semt pazarlarına gideriz. 

Kış aylarında, Saat16.30 dan sonra gün kararmaya başlar, soba yakarız. (Mete Bey dizilerle oyalanmak istemezmiş, ama Zuhal Hanım her gün bir dizi

seyredermiş)

Doğudaki okullara atkı bere örüp, kitaplarla birlikte gönderiyoruz.

Evde mozaik işleri, eski rabıta tahtalarından mobilyalarımızı yaparız. 

Günlerin, zamanın nasıl geçtiğini fark edemeden mutluluk içinde yaşıyoruz.”

Şimdide beni plajda Ethem Güzelgün bekliyor. Bodrum Bölgesi için, çevre için, doğa için yılmadan, usanmadan, bıkmadan çalışan ve mutluluğu bu

mücadele ile bulan Ethem Güzelgün bakalım neler söylüyor.

ETHEM GÜZELGÜN

“Türk hava Kuvvetlerinde Protokol Halkla ilişkiler Şubesini yönetirken Albay rütbesi ile emekli oldum. 10 yıl önce de buraya yerleştim. Turmepa Bodrum Şubesi Genel Sekreteri olarak çevre ile ilgili faaliyetler içindeyim.

Dernek olarak, Gündoğan’da 3 ana boyutta eğitim faaliyetlerimiz var okullarda. 

Bunun sahillerde tatbikatını yapıyoruz.

Burada belediye plajında Peynir Çiçeği denilen kuruluşla işbirliği içine  Mayıs ayından itibaren temizlik yapıyoruz. 

Seneler itibariyle bilinçlenip bu kirliliklerin azalması beklenirken, ne yazık ki çoğalıyor.

Bazı oteller ve tekneler atıklarını denize atıyorlar.

Aslında denizlerimiz, yüzde seksen kara kaynaklı kirlenmelere maruz. 

Tüm atıklar dünyanın her tarafındaki denizlere atılıyor. 

Denizler nefes alamıyor.

Bodrumun en büyük sıkıntısı; arıtma sistemlerinin randımanlı olmamasından dolayı denizlerin kirlenmesi.

Gündoğan plajları eskiye nazaran daha temiz. 

Buradaki çevre ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının katkısı çok.”

Plajın yanındaki kahvede Gündoğan yaşlıları oturmuş, denize karşı çaylarını içerlerken misafir ediyorum kendimi masalarına. Balıkçılar, süngerciler... 

Senelerini denize vermişler. 

Neler yaşamışlar, neler görmüşler. “Koca bir ömrü sayfalara sığdırmak mümkün mü?” derler.

Ortak bir söyleşi yapıyoruz.

OSMAN OKYAY-DÜNDAR ŞAHİN-BAHATTİN MAYA

“Eskiden hayvancılık, süngercilik, balıkçılık yapardık. 

Sandallarımız küçücüktü. Didim’e avlanmaya giderdik. 

Ayni zamanda şimdi sitelerin olduğu yerlerde arpa, buğday, çavdar ekerdik arazilerimize.

Eski günlerde yokluk vardı ama parada değerliydi. 

3 dolara 1 lira alırdı Amerikalılar o zamanlar.

Şimdi yine, o eski günlere dönmek isterdik. 

Her şey temizdi, kirlilikten başka bir şey yok artık. 

Sevgi-saygı, büyük-küçük yok oldu.

1970 yıllarında arsalarımızı satmaya başladık yavaş yavaş. Sonunda bu hale geldik hızlı bir şekilde. 

Denizde sünger ve balık kalmadı. 

Tarım ilaçlarının denize akması da koyumuzda buna sebep oldu. 250 milyarlık radarlarla balıkları bulup kökünü kazıdılar denizlerde. 

Biz Yunan sularına giderdik sünger için. 

Onlarda da, şimdi bizde olduğu gibi balık çıkmazdı. 

Yunanlı buraya yelkenle gelir balık avlayıp giderdi, o kadar boldu balığımız. 

Sahil Güvenlik buna engel olmaya çalışırdı. 

Bir Sahil Güvenlik teknesi vardı ne yazık ki tüm Ege’de. 

O da tek başına ne yapsın? 

İnanmazsınız ama onları odunla yakalar Milas’a götürürlerdi karakola. 

Ne günlermiş, geri dönmek artık hayal.”

Söyleşiyi bitirirken teknesinden bir balıkçı bize sesleniyor ağlarını temizlerken. 

Çıkan bir iki balığı gösteriyor. 

Dertli!

İBRAHİM ATAMAN

“İstanbullu buraya geldi, Bodrum’u pislik götürüyor. 

Dağı taşı bina yaptılar. 

Bizim bildiğimiz bir dönüme bir bina yapılır. 

Bunlar keçi pisliği gibi her yere bina diktiler. 

İşte Gündoğan. 

Artık ne onlar ne biz yaşayabiliriz buralarda mutlu bir şekilde. Hayırlı olsun.”

   

Son olarak Küçük Koy mevkiindeki eski deniz dostlarımın evine gidiyorum. 

Nurdan ve Hazım beylerle Küçük Koya yanaştığımız senelerde tanışmıştık. 

Hazım bey gemi maketleri yapmakta idi. 

Hatta evlerinin bahçesinde imal ettiği teknesinin son rötuşlarını yapmaktaydı.

İleriki yıllarda suya inen teknesi ile Apostol Kilisesinin olduğu Küçük Tavşan Adasına gitmeden önce görmüştük  barınakta. 

Gündoğan ağzına yakın Fener ve Küçük Tavşan Adaları günlük deniz gezilerinin uğrak noktasıdır. 

Yürüyüş yolları, mağaralar, tertemiz bir deniz.

Barut ailesinin evini senelerdir görmüyordum. 

Boş arsanın ortasındaki ev, şimdi binaların arasına sıkışmış. Dostlarımız, nasıl yerleşti, neden yerleşti, neler yaparlar, en önemlisi mutluluk hala sürüyor mu?

NURDAN-HAZIM BARUT

“25 yıl önce İstanbul’dan geldik. Bir yıl Gölköy’de kirada oturup asıl yerleşeceğimiz yere karar verdik. 

Denizini rüzgarını, havasını sevip, Gündoğan’dan bu arsayı aldık. İnşaatı da kendimiz yapıp, yerleştik. 

O zamanlar burada kışın 6 aile yaşardı. 

Güzel günlerdi vesselam. 

Her şeyimizi Bodrum’dan alırdık. 

Çarşı pazar sadece oradaydı. 

   

Denizine ve koya hayran kalmıştık. Hala da temiz sayılır.

Bir müddet sonra evin bahçesinde kendi teknemizi de inşa ettik. Denize indirdik. 

Son yıllarda onu elimizden çıkarıp, en iyi tekne arkadaşımızın teknesi sloganını söyler olduk. 

Aslında ahşap tekneyi çok seviyoruz ama bakımı zor. 

Onu satıp, bir karavan aldık.

Temmuz ve Ağustosta aylarında buradan kaçıyoruz. 

Gündoğan o aylar kalabalık ve  çok pahalı oluyor. 

Karavanımızla her yere gidiyoruz. 

Kışın burası sakin sessiz ve çok güzel. 

Yerleşirken bu yapılaşmanın böyle olacağını hiç düşünemedik. Birden hızla büyüdü.

Yerli, arazileri satılınca, mutlu oldu o zaman. 

Şimdi mutsuzlar.

Gemi maketleri, Akdeniz kapıları maketleri üretiyoruz. 

   

Hem üretirken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor, hem de harçlık çıkartıyoruz.

Bu yapılaşma bu duyarsızlık olamasaydı çok güzel olurdu. 

Gün aydınsız geçilmeyen yerlerde, artık selam verilmiyor.

Kimse kimseyi tanımıyor. 

50 yıllık evliyiz. 25 yılımızı İstanbul’da keyifle yaşadık. 25 ini de burada yaşadık ama bu gün karar verecek olsaydık Bodrum’a yerleşmezdik her halde.”

Acı ama gerçek ne yazık ki, Erdek, Ayvalık, Kuşadası’nı zaman içinde mahveden ellerimiz, damgasını Bodrum’a da vurdu sonunda.

Bir de böyle popüler yerlerde Temmuz ve Ağustos aylarının kalabalığı, pahalılığı, dayanılmaz şartlarına sıklıkla şahit oluyorum çekimlerimde.